FİLİSTİN’in bulunduğu bölge, jeopolitik, stratejik ve ekonomik açılardan değerlendirildiğinde, gerek bölge ülkeleri gerekse küresel güç odakları açısından oldukça önem arz eden bir bölgedir. Bu nedenle bölgede her zaman bir kaos ortamı mevcut olmuştur.
20. yüzyıl Filistin için yeni bir dönemin başlangıcıdır. Değişen idari işleyişi, bölgedeki dini, kültürel ve ekonomik nüfuz mücadelesi, Batılı Devletler ve Siyonistlerin faaliyetleri, Balfour Deklarasyonu, İngiltere’nin Yahudi yanlısı politikaları, ekonomik ve sosyal koşulların kötüleşmesi Arapların ayaklanmasına sebep oldu.
İngiltere gün geçtikçe artan sorunlarına binaen Filistin’in idaresi meselesini BM’e taşımıştır. BM nezdinde ele alınan konuya BM üyesi devletlerin aldıkları kararlar çerçevesinde çözüm bulunmaya çalışılmıştır. Çalışmada, BM Yıllıkları ile çözüm planı olarak benimsenen üzerinde uzlaşılan Çoğunluk Plan’ı ile ulusal manda yönetimine son verilmiştir.
Bu durum Arapları ve Yahudileri doğrudan karşı karşıya getirmiştir ve her iki taraf da silahlanarak birliklerini seferber etmişlerdir.
Filistin, İsrail çatışmasının sebebinin genellikle dini anlaşmazlıklar olduğu düşünülmektedir. Oysa uyuşmazlıkların ekonomik, tarihsel, siyasi vb. birçok yönü bulunmaktadır. Araplar ile Yahudiler arasındaki ilk uyuşmazlıklar toprak ve toprakla ilgili sebeplerden dolayı çıktı.
Bu uyuşmazlıklardan birisi hayvan otlatma ile ilgiliydi. Yahudiler, bunu mülkiyet hakkına tecavüz saydılar. İkinci uyuşmazlık, su kaynakları konusunda çıktı. Filistin’deki Siyonist yerleşmenin en önemli ilkelerinden biri, Arap topraklarının satın alınmasıydı. Araplara büyük paralar verilerek toprak satın alınıyor, buralara Yahudi göçmenler yerleştiriliyor, fakat Araplara toprak satılmıyordu.
İkinci Dünya Savaşı sonunda Yahudilerin devlet kurma çabaları hızlanmıştır. Filistin’de bir Yahudi Devleti kurmak için her yolu deneyen Siyonistler terör faaliyetlerine ağırlık vermişlerdir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Yahudiler bölgedeki değişen dengeleri de göz önünde bulundurarak idealleri yolundaki tek engelin Araplar olduğu düşüncesindeydiler. Bu engeli ortadan kaldırmak için Yahudi terör grupları Araplarla mücadeleye başladı.
Yahudilerin amaçlarının Yahudilerin bağımsızca yaşayacağı bir devlet kurulması olarak görülebilir. Ancak bugün bölgeye baktığımızda İsrail’in kurulmuş olmasına rağmen barışın tesis edilemediğini görüyoruz. Yahudilerin yayılma siyasetinden vazgeçmemesi, bölgenin jeopolitik konumu nedeniyle bölgede etkin devletlerin rekabetleri, istihbarat faaliyetlerinin yoğunluğu ve terör saldırıları kalıcı barışın sağlanmasına engel teşkil etmektedir.
Filistin meselesi maalesef geçmişte olduğu gibi, gelecekte de konuşulmaya devam edecektir.
20. yüzyıl Filistin için yeni bir dönemin başlangıcıdır. Değişen idari işleyişi, bölgedeki dini, kültürel ve ekonomik nüfuz mücadelesi, Batılı Devletler ve Siyonistlerin faaliyetleri, Balfour Deklarasyonu, İngiltere’nin Yahudi yanlısı politikaları, ekonomik ve sosyal koşulların kötüleşmesi Arapların ayaklanmasına sebep oldu.
İngiltere gün geçtikçe artan sorunlarına binaen Filistin’in idaresi meselesini BM’e taşımıştır. BM nezdinde ele alınan konuya BM üyesi devletlerin aldıkları kararlar çerçevesinde çözüm bulunmaya çalışılmıştır. Çalışmada, BM Yıllıkları ile çözüm planı olarak benimsenen üzerinde uzlaşılan Çoğunluk Plan’ı ile ulusal manda yönetimine son verilmiştir.
Bu durum Arapları ve Yahudileri doğrudan karşı karşıya getirmiştir ve her iki taraf da silahlanarak birliklerini seferber etmişlerdir.
Filistin, İsrail çatışmasının sebebinin genellikle dini anlaşmazlıklar olduğu düşünülmektedir. Oysa uyuşmazlıkların ekonomik, tarihsel, siyasi vb. birçok yönü bulunmaktadır. Araplar ile Yahudiler arasındaki ilk uyuşmazlıklar toprak ve toprakla ilgili sebeplerden dolayı çıktı.
Bu uyuşmazlıklardan birisi hayvan otlatma ile ilgiliydi. Yahudiler, bunu mülkiyet hakkına tecavüz saydılar. İkinci uyuşmazlık, su kaynakları konusunda çıktı. Filistin’deki Siyonist yerleşmenin en önemli ilkelerinden biri, Arap topraklarının satın alınmasıydı. Araplara büyük paralar verilerek toprak satın alınıyor, buralara Yahudi göçmenler yerleştiriliyor, fakat Araplara toprak satılmıyordu.
İkinci Dünya Savaşı sonunda Yahudilerin devlet kurma çabaları hızlanmıştır. Filistin’de bir Yahudi Devleti kurmak için her yolu deneyen Siyonistler terör faaliyetlerine ağırlık vermişlerdir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Yahudiler bölgedeki değişen dengeleri de göz önünde bulundurarak idealleri yolundaki tek engelin Araplar olduğu düşüncesindeydiler. Bu engeli ortadan kaldırmak için Yahudi terör grupları Araplarla mücadeleye başladı.
Yahudilerin amaçlarının Yahudilerin bağımsızca yaşayacağı bir devlet kurulması olarak görülebilir. Ancak bugün bölgeye baktığımızda İsrail’in kurulmuş olmasına rağmen barışın tesis edilemediğini görüyoruz. Yahudilerin yayılma siyasetinden vazgeçmemesi, bölgenin jeopolitik konumu nedeniyle bölgede etkin devletlerin rekabetleri, istihbarat faaliyetlerinin yoğunluğu ve terör saldırıları kalıcı barışın sağlanmasına engel teşkil etmektedir.
Filistin meselesi maalesef geçmişte olduğu gibi, gelecekte de konuşulmaya devam edecektir.
Etiketler: