Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılını kutladığımız bu yıl içerisinde başımıza gelmeyen kalmadı desek yeridir. Kışın en çetin soğuklarını yaşadığımız Şubat ayının başında 10 ilimizi vuran ve binlerce insanımızın canını alan deprem ile sarsıldık ülke olarak. Yüzlerce çocuk hayatını kaybederken, binlercesi öksüz ve yetim kaldı. Hatay neredeyse yerle yeksan olurken Kahramanmaraş, Gaziantep, Adana, Diyarbakır, Malatya, Osmaniye, Kilis, Şanlıurfa, Adıyaman illerinde yaşayan insanlar için yaşama tutunmak artık çok zor olmuştu. Yeniden yapılmaya başlanan evler, iş yerleri her ne kadar sağlam ve konforlu olsa da hayata sarılma sebebi olarak yine sanat devreye girdi. Çocuklar ve gençler için açılan sanat kurslarının yanı sıra depremzedeler için verilen konserler, yapılan gösteriler zorda olan halkın imdadına yetişen sanatçılar hepsi birlik oldu.
Mayıs ve Haziran aylarındaki seçim koşuşturmaları biraz gündemdeki yerini sarssa da deprem felaketinin yine de sanat o sokaklarda varlığını sürdürdü. Şimdiler de ise Hamas-İsrail çatışmaları gündemimizi işgal ederken, sanatsal faaliyetler yine devam edecek. Savaş yaraları yine sanat ve sanatçı ile sarılacak ve sanat ile bugün yaşananlar gelecek nesillere anlatılacak. Peki tüm bunlara gerek kalmasa, çocuklarımıza paradan ve güçten önce sanatı öğretsek, onun getirilerinin maddi olmasa bile bireysel olarak çok daha fazla olduğunu anlatsak ve yeni nesle böyle bir eğitim sunsak. İsteyen resim yapsa, isteyen bale, belki sinemaya merak saracak belki de müziğe, çocuklarımızı bu ruh ile eğitsek. Ama şöhret için değil insan için yapacaklar sanatlarını. İyiliğin güzel olduğunu, kavga ve çatışmaların insanlara yakışmadığını, her yaşamın değerli olduğunu anlatarak sanatı öğretsek çocuklarımıza belki onlar daha keyifli çizerler hayatın resmini, belki de daha coşkulu çalarlar yaşam denen bu sürecin melodisini. Aldıkları her nefesin aslında bir mucize olduğunun farkına vararak yaşayacaklar ve başkalarının mucizelerine saygı duyarak bir ömür geçirecekler.
Biliyorum imkansızın peşindeyim, düşlediğim ve size anlattığım hayat yer yüzünde ki sekiz milyarlık nüfusa uyarlanamaz ama yine de şansımızı zorlamamız gerekmez mi? Uzak diyarlardaki insanlara ulaşamasak bile kendi sokağımızdan başlasak. Çocuklar eskisi gibi sokakta top oynasa, Remzi amcanın camını kırsalar, ip atlarken takılıp düşse dizi kanasa, ilk yaralarını tıpkı bizler gibi dostlarının yanında alsalar. Komşu anneleri koşsa ilk yardıma ve arkadaşları onun için üzülseler belki dünya daha yaşanır hale gelebilir. Sanattan uzaklaşmadan yaşayacağınız nice mutlu günleriniz olsun.
Bunca kelimeyi özetleyecek bir cümleyi ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL 20. asrın başlarında söylemiş. ‘Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir’
Biz daha ne diyelim..
Mayıs ve Haziran aylarındaki seçim koşuşturmaları biraz gündemdeki yerini sarssa da deprem felaketinin yine de sanat o sokaklarda varlığını sürdürdü. Şimdiler de ise Hamas-İsrail çatışmaları gündemimizi işgal ederken, sanatsal faaliyetler yine devam edecek. Savaş yaraları yine sanat ve sanatçı ile sarılacak ve sanat ile bugün yaşananlar gelecek nesillere anlatılacak. Peki tüm bunlara gerek kalmasa, çocuklarımıza paradan ve güçten önce sanatı öğretsek, onun getirilerinin maddi olmasa bile bireysel olarak çok daha fazla olduğunu anlatsak ve yeni nesle böyle bir eğitim sunsak. İsteyen resim yapsa, isteyen bale, belki sinemaya merak saracak belki de müziğe, çocuklarımızı bu ruh ile eğitsek. Ama şöhret için değil insan için yapacaklar sanatlarını. İyiliğin güzel olduğunu, kavga ve çatışmaların insanlara yakışmadığını, her yaşamın değerli olduğunu anlatarak sanatı öğretsek çocuklarımıza belki onlar daha keyifli çizerler hayatın resmini, belki de daha coşkulu çalarlar yaşam denen bu sürecin melodisini. Aldıkları her nefesin aslında bir mucize olduğunun farkına vararak yaşayacaklar ve başkalarının mucizelerine saygı duyarak bir ömür geçirecekler.
Biliyorum imkansızın peşindeyim, düşlediğim ve size anlattığım hayat yer yüzünde ki sekiz milyarlık nüfusa uyarlanamaz ama yine de şansımızı zorlamamız gerekmez mi? Uzak diyarlardaki insanlara ulaşamasak bile kendi sokağımızdan başlasak. Çocuklar eskisi gibi sokakta top oynasa, Remzi amcanın camını kırsalar, ip atlarken takılıp düşse dizi kanasa, ilk yaralarını tıpkı bizler gibi dostlarının yanında alsalar. Komşu anneleri koşsa ilk yardıma ve arkadaşları onun için üzülseler belki dünya daha yaşanır hale gelebilir. Sanattan uzaklaşmadan yaşayacağınız nice mutlu günleriniz olsun.
Bunca kelimeyi özetleyecek bir cümleyi ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL 20. asrın başlarında söylemiş. ‘Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir’
Biz daha ne diyelim..
Etiketler: