Seçimler yaklaştı. Ülkede adalet izne, eğitim tatile, sağlık yurt dışına çıkmış, pahalılık canavarı hafta sonu dahi mesaide. Vatandaş neyi seçmeyeceğini biliyor da elinde bedava dahi versen almayacağı seçenekler dışında hiçbir şey olmayınca öfke ve alışkanlıkları arasında bir tercih arasında sıkışıyor. Siyasetçilerin her gün değişen arayışları, geçmişlerini inkar noktasını aşıp Nirvana’ya nanik çeken girişimleri ile akın, karadan daha koyu bir renk olduğuna ikna olmamız isteniyor. Anlayacağınız kafayı dibinden sıyırmışız. Ekmekle de yemediğimizden çözüm açlığımız devam edecek gibi görünüyor.
Erdoğan seçimlere geriden geldiğini biliyor. Bunu YRP ve DSP’yi ittifakına çağırmak zorunda kalarak gösterdi. Özellikle Maraş merkezli deprem sonrası ülkenin yönetimsiz, var olan yönetimin yetersiz olduğu tüm açıklığıyla ortaya çıktı. Siyasi kariyeri yollarla, köprülerle, barajlarla, inşaatlarla geçen biri olarak en sonunda “temel maketi temeli” bile atmak zorunda kaldı. Fıkra gibiydi gerçekten. Seçimi sadece mazisiyle kazanacak gibi görünmüyor. Bunun için siyasi dehasını ortaya koyması gerektiğini ise biliyor. Seçimde finale kalacağı rakibini bile kendisinin tayin ettiğini görmek zor değil. Bakanları milletvekili yapması, kabineyi yeniden oluşturacağı sinyallerini veriyor. Erdoğan bu. Sevin, sevmeyin takdir edin etmeyin bu milleti tanıyor. Bu kadar kötü tablolara, adaletsizliklere, toplumda oluşmuş huzursuzluklara rağmen hala iktidarda kalma şansı var ve kampanya başlayınca bunu giderek arttıracak gelişmeler içinde rakiplerinin katkıları azımsanacak gibi durmuyor.
Kılıçdaroğlu özellikle 2017 sonrası geçirmeye başladığı siyasi evrimin sonucunda hem ülkenin gündemini hem de siyasetini belirleyici rol oynamaya başladı. Yaptığı çıkışlarla iktidarın, işçiye, emekliye, memura, EYT’liye, öğrenciye kısacası vatandaşa hizmet etmesi gerektiğini başta iktidar herkese hatırlattı. Birbirine benzemeyen herkesi bir çatı altında toplayarak bir ittifak etrafında birleştirmeyi başardı. Mart ayı başına kadar başarıyla yürüttüğü süreci ise bana göre ittifakın en gayretli ve sorumlu lideri olarak çalışan Akşener ile ters düşerek kesintiye uğrattı. Aday belirleme sürecindeki belirsizlik yerini bir dayatmaya bırakınca da çorapta ilk sökük başparmaktan görüldü. Akşener haklı tepkisinde üslubu tutturamayınca muhalefet kanadında bir iki gün zehir tadında geçti. Keskin sirke sadece küpüne zarar verse iyi olacaktı. Muhalefet seçmeninin de tadını kaçırdı. İttifakının biraz önde olduğunu gören Kılıçdaroğlu, tıpkı rakibi gibi kerameti kendinde görmeye başlayınca ilk turda galibiyetle bitmesi muhtemel seçimlerin ikinci turda kaybedilme ihtimali de artmaya başladı. Erdoğan’ın hatalarıyla yelkenlerine dolan havayı nasıl idare edeceğini ise önümüzdeki günlerde göreceğiz. Muharrem İnce’yi şimdiden günah keçisi ilan etme hazırlıklarına girişip enerjisini boşa harcamak yerine, giderek artan engelleri aşmaya odaklanmalıdır. Rakibinin farkı biraz daha kapattığının farkına varması bir süredir içine düştükleri “bu iş bitti” rüyasından uyanması da gereklidir. Geriden gelenin göstereceği direncin sağlayacağı psikolojik üstünlüğün önünde durmak zor olur. Vekil listelerinin ilan edilmesinden sonra her şeyde boncuk arayan taban seçmenini ikna etmesi için abaküs dağıtsa etkisi olmayacaktır.
Muharrem İnce, toplumun iğne deliği kadar ışıktan umut beklediği koşulların çıkardığı bir aday olarak bugün şahsında topladığı desteği partisinin üzerine taşıyabilirse belki vekil dahi çıkarabilecektir. Fakat kampanya süreci sonunda köpük olmaya daha yakın görünmektedir. Katıldığı bir programda ‘bir dönem için’ destek istediğini ve sonrasında torunlarıyla matematik dersleri yapacağını söylemesi onun da derdinin memleketten başka birşeyler olduğu konusunda şahsen bende şüphe uyandırmaktadır.
Sinan Oğan, rakiplerine oranla içi doldurulmuş niteliklere sahip biri olmasına rağmen mevcut şartlarda en az şansa sahip olmanın yanında, seçimlerden sonra oluşturulması muhtemel bir “milliyetçi-muhafazakar” yeni oluşum arayışında oturacağı yeri şimdiden ayırabilmenin avantajını yaşayacaktır.
Seçimleri kim kazanırsa kazansın geçmişin ağır yükü, günün getirdiği sorumluluklarla birleşecek ve toplumun sırtında daha ağır izler bırakacaktır. Kemerleri sıka sıka nefes alacağı yeri karıştırmaya başlayan milletin payına yine kaybetmek düşecektir.
Erdoğan seçimlere geriden geldiğini biliyor. Bunu YRP ve DSP’yi ittifakına çağırmak zorunda kalarak gösterdi. Özellikle Maraş merkezli deprem sonrası ülkenin yönetimsiz, var olan yönetimin yetersiz olduğu tüm açıklığıyla ortaya çıktı. Siyasi kariyeri yollarla, köprülerle, barajlarla, inşaatlarla geçen biri olarak en sonunda “temel maketi temeli” bile atmak zorunda kaldı. Fıkra gibiydi gerçekten. Seçimi sadece mazisiyle kazanacak gibi görünmüyor. Bunun için siyasi dehasını ortaya koyması gerektiğini ise biliyor. Seçimde finale kalacağı rakibini bile kendisinin tayin ettiğini görmek zor değil. Bakanları milletvekili yapması, kabineyi yeniden oluşturacağı sinyallerini veriyor. Erdoğan bu. Sevin, sevmeyin takdir edin etmeyin bu milleti tanıyor. Bu kadar kötü tablolara, adaletsizliklere, toplumda oluşmuş huzursuzluklara rağmen hala iktidarda kalma şansı var ve kampanya başlayınca bunu giderek arttıracak gelişmeler içinde rakiplerinin katkıları azımsanacak gibi durmuyor.
Kılıçdaroğlu özellikle 2017 sonrası geçirmeye başladığı siyasi evrimin sonucunda hem ülkenin gündemini hem de siyasetini belirleyici rol oynamaya başladı. Yaptığı çıkışlarla iktidarın, işçiye, emekliye, memura, EYT’liye, öğrenciye kısacası vatandaşa hizmet etmesi gerektiğini başta iktidar herkese hatırlattı. Birbirine benzemeyen herkesi bir çatı altında toplayarak bir ittifak etrafında birleştirmeyi başardı. Mart ayı başına kadar başarıyla yürüttüğü süreci ise bana göre ittifakın en gayretli ve sorumlu lideri olarak çalışan Akşener ile ters düşerek kesintiye uğrattı. Aday belirleme sürecindeki belirsizlik yerini bir dayatmaya bırakınca da çorapta ilk sökük başparmaktan görüldü. Akşener haklı tepkisinde üslubu tutturamayınca muhalefet kanadında bir iki gün zehir tadında geçti. Keskin sirke sadece küpüne zarar verse iyi olacaktı. Muhalefet seçmeninin de tadını kaçırdı. İttifakının biraz önde olduğunu gören Kılıçdaroğlu, tıpkı rakibi gibi kerameti kendinde görmeye başlayınca ilk turda galibiyetle bitmesi muhtemel seçimlerin ikinci turda kaybedilme ihtimali de artmaya başladı. Erdoğan’ın hatalarıyla yelkenlerine dolan havayı nasıl idare edeceğini ise önümüzdeki günlerde göreceğiz. Muharrem İnce’yi şimdiden günah keçisi ilan etme hazırlıklarına girişip enerjisini boşa harcamak yerine, giderek artan engelleri aşmaya odaklanmalıdır. Rakibinin farkı biraz daha kapattığının farkına varması bir süredir içine düştükleri “bu iş bitti” rüyasından uyanması da gereklidir. Geriden gelenin göstereceği direncin sağlayacağı psikolojik üstünlüğün önünde durmak zor olur. Vekil listelerinin ilan edilmesinden sonra her şeyde boncuk arayan taban seçmenini ikna etmesi için abaküs dağıtsa etkisi olmayacaktır.
Muharrem İnce, toplumun iğne deliği kadar ışıktan umut beklediği koşulların çıkardığı bir aday olarak bugün şahsında topladığı desteği partisinin üzerine taşıyabilirse belki vekil dahi çıkarabilecektir. Fakat kampanya süreci sonunda köpük olmaya daha yakın görünmektedir. Katıldığı bir programda ‘bir dönem için’ destek istediğini ve sonrasında torunlarıyla matematik dersleri yapacağını söylemesi onun da derdinin memleketten başka birşeyler olduğu konusunda şahsen bende şüphe uyandırmaktadır.
Sinan Oğan, rakiplerine oranla içi doldurulmuş niteliklere sahip biri olmasına rağmen mevcut şartlarda en az şansa sahip olmanın yanında, seçimlerden sonra oluşturulması muhtemel bir “milliyetçi-muhafazakar” yeni oluşum arayışında oturacağı yeri şimdiden ayırabilmenin avantajını yaşayacaktır.
Seçimleri kim kazanırsa kazansın geçmişin ağır yükü, günün getirdiği sorumluluklarla birleşecek ve toplumun sırtında daha ağır izler bırakacaktır. Kemerleri sıka sıka nefes alacağı yeri karıştırmaya başlayan milletin payına yine kaybetmek düşecektir.
Etiketler: