KARTON bardak muamelesi gördüğünü düşünen yakın eskinin hayırsever iş adamı bugünlerin organize suç örgütü lideri Sedat Peker, mayıs ayında hepimizi koltuklarımıza yapıştırdı. Mayıs boyunca Asmalı Konak (ablamdan biliyorum) ya da Kurtlar Vadisi dizilerinin finali tadında pijama, terlik, telefon ve tripod eşliğinde ülkenin son ağır abisinin burslarıyla ders aldık, vizelere girdik.
Söylediklerinin “kasten” kendi kişiliğinden bağımsız olarak değerlendirilmediğini gördüğümüz Peker’in yalan söylemediğine inandığımı başta söyleyeyim. İçinde bulunduğu duruma bunun hizmet etmeyeceği kanaatindeyim. Sadece işine geldiği kadarıyla sınırlı tuttuğu iddialarda bulunuyor. Bunun da kendi içinde bir mantığının olduğunu; bilenlere - siz her bildiğinizi anlatıyor musunuz? - karşı sorusuyla bir zemine oturtarak açıklıyor. Eksiklikleri ise doldurulmak için muhataplarına bırakıyor.
Sonuçta zor bir yerdeyiz. Bir yanda ününü kapalı kapılar ardında, loş ya da karanlık işlerden kazanmış biri diğer yanda kimi seçilmiş, kimi atanmış siyaset ve devlet erbabı var. Devletin korunmasından ziyade herkesin kendi makam ve mevkiini koruma kaygısının dışında ise Peker’in muhataplarından vicdanları rahatlatacak bir hamle gelmiyor. Gelmiyor olması Peker’in iddialarının boşluğundan ziyade ülkede uzun süredir yaşanan kronik akıl tutulmasından kaynaklanıyor.
Ülkenin geleceğini samimiyetle düşünen, devletten ya da siyasetten beslenmemiş insanların oluşturduğu topluma ait talebin önünde bundan önceki skandallardan farklı olarak bir trol barikatı bulunmuyor. Bulunmuyor çünkü bu ekibin yönetildiği sadakat merkezinde ne yapacağına karar verebilecek bir yetenek yok. Yalan bitti demek için erken bile olsa bu mızrağın sığacağı bir çuvalları da olmadığı gerçek. Bunun yerine görmezden gelmelerini kolaylaştıran kibirleriyle yeteneksizliklerini yamamayı tercihliyorlar.
Boşluk birinciliği ile geçen yirmi yılın sonunda muhalefetin yapamadığını yapanın Peker gibi özgeçmişe sahip birinin olması kadar acı bir durum ise devlet ile hükümet kavramlarının iç içe geçmesinden kaynaklanan kargaşa ortamı. Referandumla kabul edilmemiş olsa rahatlıkla kerameti kendinden menkul denebilecek ve dünyanın başka hiçbir ülkesinde görülmemiş başkanlık sistemimiz de bu kargaşayı giderecek durumda değil. Zaten iddialardan biri de bu sistemin başına geçmek için beslenen tek taraflı bir başkanlık hırsının mevcudiyeti. Oysa sistemin başında böyle bir cüreti asla affetmeyerek cezalandırmayı kaza etmeyecek biri de varken.
Böyle durumlarda devlet olma geleneğinin ilk ve en basit refleksi yargı kurumlarının harekete geçmiş olmasıyken bu konuda bir arpanın dahi yerini değiştirmediğini görmek şahsen benim adıma üzüntü verici hatta onur kırıcı. Kimin söylediğine bakılmaksızın söylenenin peşinden giderek iddiaları ispat ya da çürütmek yargının dışında kimsenin elinde değil. İddia sahibinin zaman zaman yargı mensuplarına hadsiz bir şekilde dilekçe yazmak ya da iddianame hazırlamak konusunda yardımcı olmak taahhüdün de bulunması da aynı yerden can acıtıcı..
İçinde bulunduğumuz zor takvimde ülke her ne olursa olsun hak etmediği bir gündemin kucağında buldu kendini. İktidar içindeki iktidar savaşları gün yüzüne çıkarken Erdoğan siyasi hayatının en büyük yalnızlığına düştü. Çoğunluk belki bunun tersini düşünebilir ama Erdoğan’a halefini dayatmak, buna kalkışmak konusunda acele edenler kendi ecellerini de erkene rezerve ettiler. Yine de Allah bilir. Sonuçta ecel bu.
Söylediklerinin “kasten” kendi kişiliğinden bağımsız olarak değerlendirilmediğini gördüğümüz Peker’in yalan söylemediğine inandığımı başta söyleyeyim. İçinde bulunduğu duruma bunun hizmet etmeyeceği kanaatindeyim. Sadece işine geldiği kadarıyla sınırlı tuttuğu iddialarda bulunuyor. Bunun da kendi içinde bir mantığının olduğunu; bilenlere - siz her bildiğinizi anlatıyor musunuz? - karşı sorusuyla bir zemine oturtarak açıklıyor. Eksiklikleri ise doldurulmak için muhataplarına bırakıyor.
Sonuçta zor bir yerdeyiz. Bir yanda ününü kapalı kapılar ardında, loş ya da karanlık işlerden kazanmış biri diğer yanda kimi seçilmiş, kimi atanmış siyaset ve devlet erbabı var. Devletin korunmasından ziyade herkesin kendi makam ve mevkiini koruma kaygısının dışında ise Peker’in muhataplarından vicdanları rahatlatacak bir hamle gelmiyor. Gelmiyor olması Peker’in iddialarının boşluğundan ziyade ülkede uzun süredir yaşanan kronik akıl tutulmasından kaynaklanıyor.
Ülkenin geleceğini samimiyetle düşünen, devletten ya da siyasetten beslenmemiş insanların oluşturduğu topluma ait talebin önünde bundan önceki skandallardan farklı olarak bir trol barikatı bulunmuyor. Bulunmuyor çünkü bu ekibin yönetildiği sadakat merkezinde ne yapacağına karar verebilecek bir yetenek yok. Yalan bitti demek için erken bile olsa bu mızrağın sığacağı bir çuvalları da olmadığı gerçek. Bunun yerine görmezden gelmelerini kolaylaştıran kibirleriyle yeteneksizliklerini yamamayı tercihliyorlar.
Boşluk birinciliği ile geçen yirmi yılın sonunda muhalefetin yapamadığını yapanın Peker gibi özgeçmişe sahip birinin olması kadar acı bir durum ise devlet ile hükümet kavramlarının iç içe geçmesinden kaynaklanan kargaşa ortamı. Referandumla kabul edilmemiş olsa rahatlıkla kerameti kendinden menkul denebilecek ve dünyanın başka hiçbir ülkesinde görülmemiş başkanlık sistemimiz de bu kargaşayı giderecek durumda değil. Zaten iddialardan biri de bu sistemin başına geçmek için beslenen tek taraflı bir başkanlık hırsının mevcudiyeti. Oysa sistemin başında böyle bir cüreti asla affetmeyerek cezalandırmayı kaza etmeyecek biri de varken.
Böyle durumlarda devlet olma geleneğinin ilk ve en basit refleksi yargı kurumlarının harekete geçmiş olmasıyken bu konuda bir arpanın dahi yerini değiştirmediğini görmek şahsen benim adıma üzüntü verici hatta onur kırıcı. Kimin söylediğine bakılmaksızın söylenenin peşinden giderek iddiaları ispat ya da çürütmek yargının dışında kimsenin elinde değil. İddia sahibinin zaman zaman yargı mensuplarına hadsiz bir şekilde dilekçe yazmak ya da iddianame hazırlamak konusunda yardımcı olmak taahhüdün de bulunması da aynı yerden can acıtıcı..
İçinde bulunduğumuz zor takvimde ülke her ne olursa olsun hak etmediği bir gündemin kucağında buldu kendini. İktidar içindeki iktidar savaşları gün yüzüne çıkarken Erdoğan siyasi hayatının en büyük yalnızlığına düştü. Çoğunluk belki bunun tersini düşünebilir ama Erdoğan’a halefini dayatmak, buna kalkışmak konusunda acele edenler kendi ecellerini de erkene rezerve ettiler. Yine de Allah bilir. Sonuçta ecel bu.
Etiketler: