“Sanat dünyayı yansıtan bir ayna değil dünyanın onunla şekillendirildiği bir çekiçtir." (Bertolt Brecht)
Belki de bu ana özneyi gözden kaçırdığımız için sanattaki vurdum duymazlık gözler önüne seriliyor.
Sanatı eğlenmek yerine dünyayı ve hayatı şekillendirmek ve güzelleştirmek için kullanmayı becerebilseydik inanın daha mutlu insanlar olurduk
27 Mart Dünya Tiyatro Günü, peki kim için bu gün. Oyuncular için mi? Yoksa izleyenler için mi? Aslında bu sorunun cevabı bu günün ilk kutlanmasını kabul edildiği 1961 yılında dünya tiyatro topluluğu tarafından cevaplandırılmış. Amaç gelecek nesillere sahne sanatlarını aktarabilmek geleceği bu yolla şekillendirebilmekti. Lakin ülkemizde bu gün diğer özel günler gibi sadece bir kaç çiçek ve kutlama mesajı ile geçiştirilmekte. Şehir ve devlet tiyatrolarından bir kaç yetkilinin konuşmacı olarak katıldıkları törenlerde, Atatürk büstlerine koyulan bir iki çelenk, günün anlam ve önemine dair bir kaç tatlı sözden sonra dağılan kalabalık üzerlerine düşen görevi yapmanın rahatlığı ve huzuru içinde evlerine, arkadaşlarının yanına dönerek günlerini geçirmeye devam etmekte.
Peki ya gelecek, ya gelecekteki tiyatro, ya gelecekteki tiyatroda yer alması gereken gençler ve çocuklar için yapılacak veya yapılması gerekenleri. O sorunu da bir kaç tiyatro sevdalısının sırtına yüklemişiz nasılsa onlar çözer diye beklemekteyiz. Ne bir yeni proje ne bir atılım ne de bir yeni fikrimiz var. Alışmışız nasılsa Fransa’dan, Rusya’dan, İngiltere’den oyunları alıp oynamaya. Rahmetle andığımız Haldun Taner’in yazdığı oyunlara yenisini eklemek yerine bunları ısıtıp ısıtıp seyirciye sunmaya. Yeni yazarlar güzel yeni oyunlar yok mu? Elbette var ama yeterli mi? Ya da bu oyunlar tiyatro emekçisiyiz diye geçinenlerin emekleri ile mi? Yoksa yeni nesil yazar gurubunun inatları ve yaptıkları işe sahip çıkmaları sayesinde mi sahnelerimizde yer alıyor.
Dünya Tiyatro Günü demek Sevgililer günü gibi kutlanmamalı. Tüm sezon kutlanması ve 27 Mart günü bu kutlamaların tacı takılmalı.
Yani velhasıl; kimse ben koca sezon neler yaptım diye kendi kendine sorması gerekirken şapkalarını önlerine koyup düşünmesi gerekirken, hiçbir sorun yokmuş gibi kutlamalara katılıyorlar. Bunun adına da Dünya Tiyatro Günü diyerek o dünyaya bir katkı sağlamış kadar kendilerini mutlu ve huzurlu hissediyorlar…
Not: Buradan tüm Belediye Kültür Müdürlüklerine de seslenelim, Tiyatro topluluklarından talep ettiğiniz tiyatro oyunlarının texlerini lütfen bir inceleyin en önemlisi de Çocuk Oyunu metinlerini. Daha dikkatli bir şekilde inceleyip sahnelerinizi ondan sonra gelen ekiplere açın…
Dünya Tiyatro Gününüz kutlu olsun. Her nerede hakkı ile kutlayabiliyorsanız.
Sanatla kalın...
***
Ülkemizde çocukların tiyatro yapmaları, tiyatro ile ilgilenmeleri ve tiyatro yolu ile eğitilmeleri düşüncesi ilk kez Meşrutiyet döneminde ortaya atılmıştır. Yine bu dönemde çıkarılmaya başlanan çocuk dergilerinde “çocuklar için temsil”, “mektup tiyatrosu” gibi genel başlıklar altında küçük çocuk oyunları yayınlanmaya başlanmıştır. Meşrutiyet döneminde bu konuda en önemli atılım, devrin Milli Eğitim Bakanlığı’nın (Maarif-i Umumiye Nezareti) ilkokullarda tiyatroyu ders olarak koymuş olmasıdır. Tiyatro, öğretici ve eğitici nitelikleri nedeniyle “Temsil tarihi” adıyla “Tedrisat-ı İptidadiye”ye ders olarak kabul edilmiştir. “Mektep Temsillerinin Usul-i Tedrisi “ başlıklı talimatname 1915 yılında yürürlüğe girmiştir. İlk kez 1935 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu kapsamında başlamıştır.
Belki de bu ana özneyi gözden kaçırdığımız için sanattaki vurdum duymazlık gözler önüne seriliyor.
Sanatı eğlenmek yerine dünyayı ve hayatı şekillendirmek ve güzelleştirmek için kullanmayı becerebilseydik inanın daha mutlu insanlar olurduk
27 Mart Dünya Tiyatro Günü, peki kim için bu gün. Oyuncular için mi? Yoksa izleyenler için mi? Aslında bu sorunun cevabı bu günün ilk kutlanmasını kabul edildiği 1961 yılında dünya tiyatro topluluğu tarafından cevaplandırılmış. Amaç gelecek nesillere sahne sanatlarını aktarabilmek geleceği bu yolla şekillendirebilmekti. Lakin ülkemizde bu gün diğer özel günler gibi sadece bir kaç çiçek ve kutlama mesajı ile geçiştirilmekte. Şehir ve devlet tiyatrolarından bir kaç yetkilinin konuşmacı olarak katıldıkları törenlerde, Atatürk büstlerine koyulan bir iki çelenk, günün anlam ve önemine dair bir kaç tatlı sözden sonra dağılan kalabalık üzerlerine düşen görevi yapmanın rahatlığı ve huzuru içinde evlerine, arkadaşlarının yanına dönerek günlerini geçirmeye devam etmekte.
Peki ya gelecek, ya gelecekteki tiyatro, ya gelecekteki tiyatroda yer alması gereken gençler ve çocuklar için yapılacak veya yapılması gerekenleri. O sorunu da bir kaç tiyatro sevdalısının sırtına yüklemişiz nasılsa onlar çözer diye beklemekteyiz. Ne bir yeni proje ne bir atılım ne de bir yeni fikrimiz var. Alışmışız nasılsa Fransa’dan, Rusya’dan, İngiltere’den oyunları alıp oynamaya. Rahmetle andığımız Haldun Taner’in yazdığı oyunlara yenisini eklemek yerine bunları ısıtıp ısıtıp seyirciye sunmaya. Yeni yazarlar güzel yeni oyunlar yok mu? Elbette var ama yeterli mi? Ya da bu oyunlar tiyatro emekçisiyiz diye geçinenlerin emekleri ile mi? Yoksa yeni nesil yazar gurubunun inatları ve yaptıkları işe sahip çıkmaları sayesinde mi sahnelerimizde yer alıyor.
Dünya Tiyatro Günü demek Sevgililer günü gibi kutlanmamalı. Tüm sezon kutlanması ve 27 Mart günü bu kutlamaların tacı takılmalı.
Yani velhasıl; kimse ben koca sezon neler yaptım diye kendi kendine sorması gerekirken şapkalarını önlerine koyup düşünmesi gerekirken, hiçbir sorun yokmuş gibi kutlamalara katılıyorlar. Bunun adına da Dünya Tiyatro Günü diyerek o dünyaya bir katkı sağlamış kadar kendilerini mutlu ve huzurlu hissediyorlar…
Not: Buradan tüm Belediye Kültür Müdürlüklerine de seslenelim, Tiyatro topluluklarından talep ettiğiniz tiyatro oyunlarının texlerini lütfen bir inceleyin en önemlisi de Çocuk Oyunu metinlerini. Daha dikkatli bir şekilde inceleyip sahnelerinizi ondan sonra gelen ekiplere açın…
Dünya Tiyatro Gününüz kutlu olsun. Her nerede hakkı ile kutlayabiliyorsanız.
Sanatla kalın...
***
Ülkemizde çocukların tiyatro yapmaları, tiyatro ile ilgilenmeleri ve tiyatro yolu ile eğitilmeleri düşüncesi ilk kez Meşrutiyet döneminde ortaya atılmıştır. Yine bu dönemde çıkarılmaya başlanan çocuk dergilerinde “çocuklar için temsil”, “mektup tiyatrosu” gibi genel başlıklar altında küçük çocuk oyunları yayınlanmaya başlanmıştır. Meşrutiyet döneminde bu konuda en önemli atılım, devrin Milli Eğitim Bakanlığı’nın (Maarif-i Umumiye Nezareti) ilkokullarda tiyatroyu ders olarak koymuş olmasıdır. Tiyatro, öğretici ve eğitici nitelikleri nedeniyle “Temsil tarihi” adıyla “Tedrisat-ı İptidadiye”ye ders olarak kabul edilmiştir. “Mektep Temsillerinin Usul-i Tedrisi “ başlıklı talimatname 1915 yılında yürürlüğe girmiştir. İlk kez 1935 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu kapsamında başlamıştır.
Etiketler: