İsrail’in Filistin’e yönelik bombardımanında artık ayları geride bıraktığımız bir noktaya geldik. Batı kamuoyunda yürüyüş ve protestolar ara vermeksizin devam ederken liderlerinin de kayıtsızlığı ve kendi toplumlarıyla alay edercesine verdikleri demeçlerin ardı arkası kesilmiyor.
Terör örgütü kalleşliği ve ahlaksızlığıyla hareket eden, güvenli alan diye ilan ettikleri bölgelere akın etmeye çalışan zavallı haldeki insanları dahi katleden, yaşlı, çocuk, genç, kadın dinlemeden eziyet eden İsrail, erdemli bir orduya sahip olduğu yalanını, zalimin ta kendisi olduğu bu zulmette masum olduğu uydurmacayı dünyaya inandırmakta ilk kez başarısız oluyor. 70 yılı aşkın işgal ve zulmün, 7 Ekim bahanesiyle her geçen gün şiddetini biraz artırarak gözlerimizin önünde devam ettirilmesine artık dünyanın dört bir yanından isyan sesleri yükseliyor.
Din, dil, ırk fark etmeksizin, insanlar ellerinden geleni yapıp tepkisini göstermeye, yıllar sonra tarih kitaplarında utançla anılacak işkence ve soykırım görüntülerinin karşısında sessiz kalmadıklarını not düşmeye çalışıyor. Ve dünyanın beşten büyük olduğu, en azından toplumsal bazda, protestoların sahne olduğu her bir meydanla biraz daha belirginleşiyor. Durumun böyle olmadığı tek ülke: Türkiye. Çeşitli milletlerden insanların olanca güçleriyle Kanada’da, İspanya’da, İngiltere’de, Fransa’da ve dahi tüm Avrupa ve Amerika’da gösterdiği dirençte, karşıt fikirde olanlar da antisemitizm ve Hamas kartını ön planda tutarak, dolayısıyla İsrail’in propagandasına aldanarak argüman üretiyor. Ancak Türkiye’de durum farklı. Burada muhalif kesimin Filistin’de yaşananlara duyarsızlığının tek sebebi, ölenlerin Müslüman Araplar olması. “Benim Arap kardeşim yok.”, “Ben Türk’üm, Filistin gibi bir davam yok.” ya da “Pis Araplar beter olsunlar, hak ettiklerini yaşıyorlar.” gibi söylemleri muhakkak duymuşsunuzdur. Sokak hayvanları için sözde duyarlılık gösterme, terör sempatizanlarıyla empati kurma, hükümete laf çarpma imkanı olunca sesi çok yüksek çıkan, susturulamayan ünlülerimizin bir kısmı da, ateşkes dileğinde bulunmak için 18 Ekim’deki hastane bombalanmasını bekledi zira. Kısaca toplumumuzun malum bölümü ya hiç umursamıyor ya da ölesiyle yaşananlardan adeta zevk alarak kin ve nefret kusuyor. Bu nefretin nedenini sorguladığınızda Arapların güya Osmanlı’ya ihanet ettiğini ve Filistinlilerin topraklarını sattığını bahane ediyorlar.
Şu güne kadar farklı farklı milliyetten insanın bu soykırıma karşı yaptığı binlerce yorum okudum, bizim muhalifler hariç hiç kimsenin toprak mevzusunu konu ettiğini görmedim. Nitekim aksi de saçmalık olurdu. Almanların bile Nazilerin yaptıklarından sorumlu tutulmadığı dünyada, Filistinlilerin toprak sattıklarından bahisle başlarına gelenlerin reva olduğunun savunulması sadece çok merhametsizce değil aynı zamanda çok aptalca da olurdu. Osmanlı’ya ihanet iddiası ise başlı başına bir trajikomedi. Sorsanız bu insanlar Osmanlı’dan da, Osmanlı’ya dair her şeyden ve herkesten de nefret eder. Yine aynı şekilde, Doğu Türkistan’daki mazlumlar da Uygur Türkleri de belli kesimlerin aklına sadece Filistin’de bombalar patlayıp ülke Müslümanları gözyaşı dökünce gelir. Tüm bu karaktersizlik örnekleri inanç, kültür ve millet mirasımıza yakışmıyor. Yanı başımızda insanlar kıyımdan geçirilirken, 2 aydır çocuklar bomba sesleriyle uykusuz kalırken, bizim memleketimizde bir kesimin kendi politik hırslarıyla hareket ederek gösterdikleri vicdansızlık, acı yarıştırma yoluna girerek sergiledikleri bu inanılmaz insanfsızlık ileride kendileri için değilse bile en azından torunları için bir utanç vesilesi olacak. Bu utançtan bu insanları belki de temsilcileri olan siyasi partilerin liderleri, söylemleriyle kurtarabilirdi ama olmadı. Ve en nihayetinde meleketteki hiçbir meselede bir araya gelemediğimiz gibi, anbean yaşanan bir soykırımda da bir hareket edememiş olduk. Bu zulüm elbet bir gün bitecek, bugün zorla şehirlerinin farklı bölgelerine sürülüp sonra da başında füzeler patlatılan masumlar elbet çocukların özgürce oyun oynayabildiği günler görecek. Ardımıza dönüp baktığımızda, onlar için dua ettim, gücüm yettiği kadar destek verdim diyebilecek olanlara ne mutlu. 70 yılı aşkın işkencenin faturasını tek güne kesenlere, 15 binden fazla insanın katline sessiz kalanlara, Hristiyanların ve hatta Yahudilerin ses çıkarıp el insaf dediği işkenceye susanlara, acımasızca öldürülen çocukların çığlıklarına kulaklarını tıkayan ve hatta “Ataları toprak satmış.” uydurmasıyla “Oh olsun.” demeye getiren nasipsizlere de ne yazık. Tarihsel vicdanını, ona artık dar omuzlarında şerefle taşıyan onurlu devletimizin, bu günlerde Erdoğan ve ekibi tarafından yönetilmesi, bu kriz döneminin yine onun yönetimine denk gelmesi belki kendisi için olmasa da bizler için bir şanstır. Dünyanın beşten büyük olduğunu görmeye ömürlerimizin yetmesi ve Gazze’deki mazlumların refahı duasıyla, vesselam...
Terör örgütü kalleşliği ve ahlaksızlığıyla hareket eden, güvenli alan diye ilan ettikleri bölgelere akın etmeye çalışan zavallı haldeki insanları dahi katleden, yaşlı, çocuk, genç, kadın dinlemeden eziyet eden İsrail, erdemli bir orduya sahip olduğu yalanını, zalimin ta kendisi olduğu bu zulmette masum olduğu uydurmacayı dünyaya inandırmakta ilk kez başarısız oluyor. 70 yılı aşkın işgal ve zulmün, 7 Ekim bahanesiyle her geçen gün şiddetini biraz artırarak gözlerimizin önünde devam ettirilmesine artık dünyanın dört bir yanından isyan sesleri yükseliyor.
Din, dil, ırk fark etmeksizin, insanlar ellerinden geleni yapıp tepkisini göstermeye, yıllar sonra tarih kitaplarında utançla anılacak işkence ve soykırım görüntülerinin karşısında sessiz kalmadıklarını not düşmeye çalışıyor. Ve dünyanın beşten büyük olduğu, en azından toplumsal bazda, protestoların sahne olduğu her bir meydanla biraz daha belirginleşiyor. Durumun böyle olmadığı tek ülke: Türkiye. Çeşitli milletlerden insanların olanca güçleriyle Kanada’da, İspanya’da, İngiltere’de, Fransa’da ve dahi tüm Avrupa ve Amerika’da gösterdiği dirençte, karşıt fikirde olanlar da antisemitizm ve Hamas kartını ön planda tutarak, dolayısıyla İsrail’in propagandasına aldanarak argüman üretiyor. Ancak Türkiye’de durum farklı. Burada muhalif kesimin Filistin’de yaşananlara duyarsızlığının tek sebebi, ölenlerin Müslüman Araplar olması. “Benim Arap kardeşim yok.”, “Ben Türk’üm, Filistin gibi bir davam yok.” ya da “Pis Araplar beter olsunlar, hak ettiklerini yaşıyorlar.” gibi söylemleri muhakkak duymuşsunuzdur. Sokak hayvanları için sözde duyarlılık gösterme, terör sempatizanlarıyla empati kurma, hükümete laf çarpma imkanı olunca sesi çok yüksek çıkan, susturulamayan ünlülerimizin bir kısmı da, ateşkes dileğinde bulunmak için 18 Ekim’deki hastane bombalanmasını bekledi zira. Kısaca toplumumuzun malum bölümü ya hiç umursamıyor ya da ölesiyle yaşananlardan adeta zevk alarak kin ve nefret kusuyor. Bu nefretin nedenini sorguladığınızda Arapların güya Osmanlı’ya ihanet ettiğini ve Filistinlilerin topraklarını sattığını bahane ediyorlar.
Şu güne kadar farklı farklı milliyetten insanın bu soykırıma karşı yaptığı binlerce yorum okudum, bizim muhalifler hariç hiç kimsenin toprak mevzusunu konu ettiğini görmedim. Nitekim aksi de saçmalık olurdu. Almanların bile Nazilerin yaptıklarından sorumlu tutulmadığı dünyada, Filistinlilerin toprak sattıklarından bahisle başlarına gelenlerin reva olduğunun savunulması sadece çok merhametsizce değil aynı zamanda çok aptalca da olurdu. Osmanlı’ya ihanet iddiası ise başlı başına bir trajikomedi. Sorsanız bu insanlar Osmanlı’dan da, Osmanlı’ya dair her şeyden ve herkesten de nefret eder. Yine aynı şekilde, Doğu Türkistan’daki mazlumlar da Uygur Türkleri de belli kesimlerin aklına sadece Filistin’de bombalar patlayıp ülke Müslümanları gözyaşı dökünce gelir. Tüm bu karaktersizlik örnekleri inanç, kültür ve millet mirasımıza yakışmıyor. Yanı başımızda insanlar kıyımdan geçirilirken, 2 aydır çocuklar bomba sesleriyle uykusuz kalırken, bizim memleketimizde bir kesimin kendi politik hırslarıyla hareket ederek gösterdikleri vicdansızlık, acı yarıştırma yoluna girerek sergiledikleri bu inanılmaz insanfsızlık ileride kendileri için değilse bile en azından torunları için bir utanç vesilesi olacak. Bu utançtan bu insanları belki de temsilcileri olan siyasi partilerin liderleri, söylemleriyle kurtarabilirdi ama olmadı. Ve en nihayetinde meleketteki hiçbir meselede bir araya gelemediğimiz gibi, anbean yaşanan bir soykırımda da bir hareket edememiş olduk. Bu zulüm elbet bir gün bitecek, bugün zorla şehirlerinin farklı bölgelerine sürülüp sonra da başında füzeler patlatılan masumlar elbet çocukların özgürce oyun oynayabildiği günler görecek. Ardımıza dönüp baktığımızda, onlar için dua ettim, gücüm yettiği kadar destek verdim diyebilecek olanlara ne mutlu. 70 yılı aşkın işkencenin faturasını tek güne kesenlere, 15 binden fazla insanın katline sessiz kalanlara, Hristiyanların ve hatta Yahudilerin ses çıkarıp el insaf dediği işkenceye susanlara, acımasızca öldürülen çocukların çığlıklarına kulaklarını tıkayan ve hatta “Ataları toprak satmış.” uydurmasıyla “Oh olsun.” demeye getiren nasipsizlere de ne yazık. Tarihsel vicdanını, ona artık dar omuzlarında şerefle taşıyan onurlu devletimizin, bu günlerde Erdoğan ve ekibi tarafından yönetilmesi, bu kriz döneminin yine onun yönetimine denk gelmesi belki kendisi için olmasa da bizler için bir şanstır. Dünyanın beşten büyük olduğunu görmeye ömürlerimizin yetmesi ve Gazze’deki mazlumların refahı duasıyla, vesselam...
Etiketler: