Siyasi ve ekonomik hedefleri Çin’in daha önde ve yakından baskılanması ve İsrail’in bölgedeki sözüm ona güvenliğinin sağlanması şeklinde açıklanan savaşın 40 günlük bir devresi daha sona erdi. Yapanların iki haftada biteceğini ilan ettiği İran saldırıları sırasında ise dünyanın nur topu gibi yeni bir sorunu (çocuğu) oldu. Hürmüz Boğazı. Dünyanın birçok ülkesinde idarenin salakların elinde olduğunun en iyi göstergesi 40 gün önce açık olan boğazı şimdi yeniden açmak için belki de 400 gün daha savaşmaya devam etmek zorunda kalacak olmaları. Zalimler evet. Fakat daha önce çok aptallar.
Başlangıçta İran özelinde nükleer endüstrinin kısıtlanması, hatta ortadan kaldırılması hedefine ülkenin füze programı da dahil edildi. Diego Garcia üssüne atılan füze Avrupa’nın savunma hesaplarını yeniden gözden geçirmeleri gerektiğini ajandalarına yazdırdı. İran’da rejim değişikliği hedefiyle ilgili olarak Trump aralık ayında göstericilere ülke içinde ve sınırda silah desteği verildiğini, ancak silahların Kürt gruplar tarafından pazar malı yapıldığını, çalındığını açıkladı. Her zaman söylerim; “Amerikasız darbe, tarhanasız tarhana çorbası gibidir. “Bütün bu bahane niteliğindeki hedeflerle ise ulaşılmak istenen ABD için Çin’e ekonomik baskı alanının genişletilmesi, İsrail içinse yayılmacılığının önündeki en büyük engellerden 47 yıllık rakibi İran’ın yönetiminin değiştirilmesiydi. Bu hedefler hiç elde edilemeyecek olsa bile “dur” diyen çıkmadıkça hep kovalanacak.
Dünyanın en büyük ikinci doğalgaz, üçüncü petrol üreticisi ve ihracatçısı olan İran savaştan önce söylediği her şeyi harfiyen yerine getirdi. Elinde Amerika’yı vuracak silah olsa Washington’a da atabileceğini gösterdi. Bunu da envanterlerine alacaklardır elbet ama kısa vadede Amerika’nın körfez ülkelerindeki üslerini yerle bir etmeleri şimdilik fena sayılmaz. Hepsi Güçcük Amerika. Suudilerin, BAE’nin İran’a karşı saldırıların durmadan devam etmesini istedikleri kampanyaları da izledik bu süreçte. Bu arada Suudi Prensi Salman için de ABD’de yeni bir dosya açılıyor olmasını duyduk.
Şimdi ise üzerine imzalar atılsa da asla anlaşma olmayacak konular üzerinde İslamabad’da müzakereler başladı. ABD’nin savaşa hiçbir taktik ve stratejik hazırlığı olmadan girdiğinin anlaşılması, bu nedenle sahada ciddi kayıplar vermesi üzerine “herkes kendi zaferini ilan ettikten sonra” masaya oturuldu. Bu arada bölgeye 82.hava indirme tümeni, USS George H.V. Bush uçak gemisi, 11 deniz piyade grubunun taşındığı, kara birliklerinin indirilmeye başlandığı da açık açık görülüyor. İran’da rejim değişikliği hedeflerken kendi askeri karargahını sil baştan yenileyen ve gidenlerin yerine İsrail hizmetkarı olmaya yemin etmiş olanları getiren Amerika, bu kez daha da pervasız olmaya hazırlanıyor. ABD artık İsrail’in vekalet savaşını yürütmeye tamamen teslim olmuş durumda. Göreceğiz.
Bu arada ülkemizde de garip işler olmadı değil. Ordu’da bir İDA’nın karaya vurup imha edilmesinde iki gün sonra Karadeniz’de İstanbul Boğazı’na girişte Rusya’dan aldığı yakıtla yüklü bir Türk petrol tankeri bir İDA ile vuruldu. Anadolukavağı’nda bir Nato deniz unsuru karargahı kurulacağı haberleri sırasında BlackRock yönetimi Ankara’da ağırlandı. Hakan Fidan’ın içinde bulunduğu heyet40 günlük savaşta İran’ı ve İsrail’i kınadı. Amerika’yı gülsuyu ile yıkadı. İran’dan Türkiye’ye atıldığı iddia edilen füzeleri ise her ne hikmetse hep Nato güçleri engelledi. Türkiye hep bu kavganın içerisine çekilmek istenirken Erdoğan ve Bahçeli kendilerinden beklenmeyecek bir liderlik örneği gösterdiler. Onlara güvenmek isterdim. Daha fazlasını söylemek isterdim. Fakat yarın kimin elini tutacaklarına, kimin dediğini yapacaklarına ilişkin hiçbir öngörüm yok.
Gelelim 40 günün mağluplarına;
Zaferleri herkes sahiplenir de yenilgiler öksüzdür. İslam ülkeleri dışişleri bakanları arasındaki toplantıda İran’ı ve İsrail’i kınayan açıklamada ismi geçen Hakan Fidan, Türkiye’ye atıldığı iddia edilen füzelerle ilgili sorulara verdiği/ vermediği cevaplarla kendisine bir gizem katma kompleksine kapıldığını göstermiş fakat Erdoğan sonrası için Amerika’ya çaktığı selam anında sönümlenmiştir.
Tapınak şövalyecisi Haçlı ideologu Hegseth düşmanlarının şii veya sünni olup olmamasının önemli olmadığını, İslamcı İran (bugün için) olduğunu söylerken kendi coğrafyalarında mezhepçilik yapanlar da az yenilmedi.
Çoğunluğunun Müslüman olduğunu iddia ettiği ülkeler (ÇMOİEÜ) de kaybedenlerdendi. Sayıları 50’yi geçmesine rağmen kapladıkları yüzölçümünün Gazze kadar olmadığı birkez daha su yüzüne çıkan İslam ülkeleri (ÇMOİEÜ)de kaybettiler. Hem de bir çöp ya da hafriyat toplanma yeri gibi görünerek.
Amerika’nın Savaş Bakanı vücudunda “Deus Vult” dövmesi taşıyarak, savaş çığlıkları atarken PAPA “elleri kanlı savaş yürütenlerin dualarını Tanrı’nın dikkate almadığını” açıkladı diye Vatikan’a Avignon Papalığı’nı hatırlattılar. Bunu yapanlar Amerika’da 80 milyon katoliğin yaşadığını unutmuş olamazlardı. Mezhebiniz dininizin önüne geçmesin, insani olmayan hiçbir değerin dini olmadığı aklınızdan çıkmasın diye diye tüy biten dilimizle ettiğimiz duaların da Allah katında bir değeri olmadığı ortaya çıktı. Öyle olmasaydı İran da kaybetmezdi.
Amerika ve İsrail zaten kaybettiler. Dünyada onlara beslenen öfke her geçen gün yayılarak artıyor ve artarak da devam edecek. Bir devresini daha geride bıraktığımız savaşın önümüzdeki periyotlarında düşecekleri daha kötü bir durum onları “nükleer kullanımı” dahil her türlü yanlış kararı kullanışlı görmeye itecek. Onu da göreceğiz.
Son sözüm; İran düşünce bizim üzerimize yıkılır. Avrupa Birliği fiilen çöktü, Nato dağılmak için ilk sinyallerini verdi. Bundan sonra hedefteyiz. Artık yirmi yıl mı otuz yıl mı sürer bilmem bizi hedefe koyanları, tefe koyup çalmak için tez zamanda hazırlıklara başlamalı, başlanmışları arttırmalıyız. Rahmetli Erbakan Hoca’nın dediği gibi “Hepimiz bir kova su döksek İsrail’i sel götürür.” Ellerimizden kovamızı, nehirlerimizden suyumuzu almak isteyen dahili ve harici bedhahlara dikkat edelim. Söylemlerine değil icraatlarına bakalım. O günlere ömrüm yeter mi bilmem ömrü yetecek olanların “Gazası mübarek olsun:”
Amerika’ya selam çakanlardan, İsrail’e can suyu olanlardan bu ülkeye de insanlığa da hayır gelmez. Unutmayalım…