GEÇEN ay ömrüm boyunca en az yüzelli kez gittiğim, geçirdiğim günlerin iki üç senelik süreye denk geleceği Zonguldak’a bir ziyaret için tekrar uğradım. Zonguldak’ın kestane diyarı olduğunu da geçen ay öğrendim. Farkındalık düzeyimi düşürmem ya da gözden geçirmem gerektiğini bir kez daha anladım. Bunun dışında buraya kadar pek ciddiye alınacak mesele yok diyelim.. Sonra döneriz…
O gün yola çıkarken aldığım yakıta verdiğim tutarla bugün aldığım aynı miktar yakıta ödediğim tutarı karşılaştırdığımda ise ne bala çalsanız, ne şerbete bandırsanız tat alamayacak kadar duygularımı kaybettim. Geçen ay araba almak için ödediğimiz tutarlarla: bu ay ancak çıkma lastik alabiliyoruz. Bu büyük başarıyı uçan ekonomimizin karton kanatlarına borçluyuz.
İktisat tarihimizin son yüzyılından şöyle yüzeyden, haberdar olan herkes bilir ki benim ve benden önceki neslin bu tarihi okumasına bugünün gençleri kadar ihtiyaçları yok. Biz o tarihe bizzat şahitlik etmiş nesilleriz. Haberdar olmayanlar için birşeyler söylemek gerekirse ülkemizde krizler tarihine 70`li yıllardan sonra çentikler atılmıştır. Bizim neslin yanlamasına oturma şekilleri geliştirmesi de aynı döneme rastlar. Yürürken dik yürümemiz de. Bizim nesilde leğen kemiği yerini bu yaldızlı kazıklara devretmiştir. Anatomik olarak incelenecek 1950-60-70 doğumlu yurdum insanlarında bu evrim ya da dönüşüm rahatlıkla görülecektir. Bu nedenle yaşadığımız bir sonraki ekonomik krizin beraberinde getirdiği kazıklar en azından bende “kürdan” etkisi yaratmıştır. Bu sonuncusu hariç. Birkaç sebepten dolayı.
Bir kere ülkemiz ekonomisinde üç ayda herşeyin değerini iki kat “ucuzlatacak” herhangi bir gelişme olmadı. Türkiye, otuz sene önceki Türkiye değil. Bugün ülke envanterinde, coğrafyamıza yayılmış sermaye yapısı: gelişmekte olan bir ülke için hiçte fena değil. Daha iyisinin olması için de ışık var. İnsanlar çalışıyor. İşini geliştirmek, büyütmek için kafa patlatıyor. Çok güzel işlere imza atılıyor.
Peki sorun ne?
Sorun söylenen her yalana inanan hayran kitlesinin yarattığı boşlukta, hergün yalan çıtasının yükseltilmesi, çıta yükseldikçe de sadece gerçekleri gizlemek için çekilen örtülerin yamalarla büyütülmesi mi? Hayır. Bu olsa olsa araç olur.
Sorun yönetim sorunu. Yatsı namazından sonra uykuya dalıp gördüğü rüyayı sabah namazında hayra yorup ülkeyi antin kuntin teorilerine deney sahası, milleti de o amprik çalışmalarının deneği gören kibirli yönetim anlayışının doğal yetersizliği. Kibir zaten yetersizliğin işaretidir. Ciddiyet gibi, çevresine duvar örmek gibi boş bilinçlerin korunağıdır.
Öte yandan iktidara talip olduğuna ilişkin hiçbir öneriye sahip olduğu izlenimi vermeyen, yarattığı boşluğu daraltmak için dahi kılını kıpırdatmayan böylece zulmün dolaylı destekçiliğinden de kurtulamayan diğer iktidar adaylarıdır.
Başa dönecek olursak farkında olmalıyız. Daha iklim sorunları, kuraklık problemleri, deprem ve orman yangınları gibi doğal afetlere, ülke sınırlarının dört bir çevresinde engeç üç beş yıl sonra patlak verecek çatışmalara, bunların ülke içine ithali çabalarına karşı çözümler üretmeliyiz. Ekranlarda soytarı sohbetleri ile manüpile edilen yığınlara, bir toplum olduğumuzu bıkmadan usanmadan anlatacak bilince ulaşmalıyız. Dünyanın değiştiğine ilişkin iddialarıyla insanlar üzerinde baskı oluşturan sistem yöneticilerinin tekerlerine çomak sokmanın hiçbir işe yaramayacağını aklımızdan çıkarmayalım. Onların karşısına yaratılışımıza uygun yazılımlarımızla çıkmanın aklını üretelim. Sonra onlar desin “hacklendik” biz diyelim hakladık kazanan bizim donanımımız olsun. Son söz Sophokles’ten; “Kader harekete geçmeyen kimseye yardımcı olmaz. “
O gün yola çıkarken aldığım yakıta verdiğim tutarla bugün aldığım aynı miktar yakıta ödediğim tutarı karşılaştırdığımda ise ne bala çalsanız, ne şerbete bandırsanız tat alamayacak kadar duygularımı kaybettim. Geçen ay araba almak için ödediğimiz tutarlarla: bu ay ancak çıkma lastik alabiliyoruz. Bu büyük başarıyı uçan ekonomimizin karton kanatlarına borçluyuz.
İktisat tarihimizin son yüzyılından şöyle yüzeyden, haberdar olan herkes bilir ki benim ve benden önceki neslin bu tarihi okumasına bugünün gençleri kadar ihtiyaçları yok. Biz o tarihe bizzat şahitlik etmiş nesilleriz. Haberdar olmayanlar için birşeyler söylemek gerekirse ülkemizde krizler tarihine 70`li yıllardan sonra çentikler atılmıştır. Bizim neslin yanlamasına oturma şekilleri geliştirmesi de aynı döneme rastlar. Yürürken dik yürümemiz de. Bizim nesilde leğen kemiği yerini bu yaldızlı kazıklara devretmiştir. Anatomik olarak incelenecek 1950-60-70 doğumlu yurdum insanlarında bu evrim ya da dönüşüm rahatlıkla görülecektir. Bu nedenle yaşadığımız bir sonraki ekonomik krizin beraberinde getirdiği kazıklar en azından bende “kürdan” etkisi yaratmıştır. Bu sonuncusu hariç. Birkaç sebepten dolayı.
Bir kere ülkemiz ekonomisinde üç ayda herşeyin değerini iki kat “ucuzlatacak” herhangi bir gelişme olmadı. Türkiye, otuz sene önceki Türkiye değil. Bugün ülke envanterinde, coğrafyamıza yayılmış sermaye yapısı: gelişmekte olan bir ülke için hiçte fena değil. Daha iyisinin olması için de ışık var. İnsanlar çalışıyor. İşini geliştirmek, büyütmek için kafa patlatıyor. Çok güzel işlere imza atılıyor.
Peki sorun ne?
Sorun söylenen her yalana inanan hayran kitlesinin yarattığı boşlukta, hergün yalan çıtasının yükseltilmesi, çıta yükseldikçe de sadece gerçekleri gizlemek için çekilen örtülerin yamalarla büyütülmesi mi? Hayır. Bu olsa olsa araç olur.
Sorun yönetim sorunu. Yatsı namazından sonra uykuya dalıp gördüğü rüyayı sabah namazında hayra yorup ülkeyi antin kuntin teorilerine deney sahası, milleti de o amprik çalışmalarının deneği gören kibirli yönetim anlayışının doğal yetersizliği. Kibir zaten yetersizliğin işaretidir. Ciddiyet gibi, çevresine duvar örmek gibi boş bilinçlerin korunağıdır.
Öte yandan iktidara talip olduğuna ilişkin hiçbir öneriye sahip olduğu izlenimi vermeyen, yarattığı boşluğu daraltmak için dahi kılını kıpırdatmayan böylece zulmün dolaylı destekçiliğinden de kurtulamayan diğer iktidar adaylarıdır.
Başa dönecek olursak farkında olmalıyız. Daha iklim sorunları, kuraklık problemleri, deprem ve orman yangınları gibi doğal afetlere, ülke sınırlarının dört bir çevresinde engeç üç beş yıl sonra patlak verecek çatışmalara, bunların ülke içine ithali çabalarına karşı çözümler üretmeliyiz. Ekranlarda soytarı sohbetleri ile manüpile edilen yığınlara, bir toplum olduğumuzu bıkmadan usanmadan anlatacak bilince ulaşmalıyız. Dünyanın değiştiğine ilişkin iddialarıyla insanlar üzerinde baskı oluşturan sistem yöneticilerinin tekerlerine çomak sokmanın hiçbir işe yaramayacağını aklımızdan çıkarmayalım. Onların karşısına yaratılışımıza uygun yazılımlarımızla çıkmanın aklını üretelim. Sonra onlar desin “hacklendik” biz diyelim hakladık kazanan bizim donanımımız olsun. Son söz Sophokles’ten; “Kader harekete geçmeyen kimseye yardımcı olmaz. “
Etiketler: