Yüksek enflasyon, yüksek kur, artan işsizlik, pahalılık, sığınmacı krizi, adaletsizlik, eşitsizlik, zulüm vesaire ne varsa yaşayan, geleceğine dair en ufak bir iyimserlik taşımak için kabız olan, çiçek, kızamık, nöbet ne varsa geçiren vatandaşlara hergün bir anket şirketi çıkıp soruyor “bugün seçim olsa kime oy verirsiniz?”
Sonra sonuçlar açıklanıyor.
Her ankette ilginç bir şekilde yukarıda saydığımız tüm sorunların müsebbibi olan AK Parti dağıtılmamış kararsızlardan önce her üç seçmenden birinin oyunu alabiliyor. İttifak hesabında da Cumhurbaşkanlığı için yolun yarısını daha yerinden kalkmadan bitiriyor. Biraz HDP oylarına abandığında ise zaten yarışın sonunu varış noktasında şezlongda karşılıyor.
Dünyanın hiçbir ülkesinde seçmenine bunca kötülük eden, ülkesini bunca kötü yöneten bir iktidar, ikinci seçimde sandığın dışını göremeyecekken bizimkiler onikinci zaferi onikiden vurmak için gün sayıyor. Elbette bunun dörtte üçü Erdoğan’ın şahsi karizması ve bazı taraflarca pek kabul edilmese de ittifak ortağının kendisine sağladığı, dikkatli gözlerle bakılınca görülecek toplum üzerinde varlığı kolayca fark edilebilecek psikolojik etkinin sayesinde oluyor. Diğer çeyreğini de “çeyrek muhalefet” omuzluyor.
Çeyrek muhalefet diyorum çünkü; herhangi bir çözümleri yok. Benim de oturduğum yerden bir kalemde sayabileceğim yukarıda da bir kısmını saydığım sorunları tek tek sayıp bir iki demeç vermekten başka yaptıkları hiç ama hiçbir şey yok. Grup toplantılarını izledikten sonra gelinecek gazla “Allah Allah” deyiverip sokağa çıkan ortalama birinin kıblesinden olmaması işten bile değil.
Önce altılı bir masa kurdular. Millete altılısı ilk ayaktan yatınca beşli ganyana yüklenen yarışsever gibi kuponlarını yutturdular. Daha önce yutturduklarını ise Ekrem İmamoğlu örneğinde olduğu gibi kusturdular. Gerçi İmamoğlu’nun İstanbul seçimlerini kazanması AK Parti seçmeni ve parti içi sorunlardan kaynaklıydı. O sorunu da kendi kendilerine çözdüler. Kendisine fazla anlam yükledikleri ve kendisinin de bu anlamdan sarhoş olduğu rahatlıkla görülen İmamoğlu, siyasi bir mevta olmayı tercih etti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı süresinde bitirir mi bitiremez mi bilmem ama kendisini seçen kitlenin önceliklerine yabancı olmanın ve onlara meydan okumanın bedelini -belki de iddialı gelecek ama- bundan sonra herhangi bir yere aday dahi edilmeyerek ödeyecektir. Ekrem İmamoğlu’nu başkan yapan seçmenlerin yapısı, kabul edelim, etmeyelim biraz daha iri kemiklidir. Şişman değilim kemiklerim iri diyenlerden değildir.
Sonuç olarak Türkiye’de bir yönetim sorunu vardır bir de muhalefet sorunu. Bu kafayla gidilirse Erdoğan balkon konuşmasını yaparken diğer partilerin genel merkez binalarında “genel başkan” tezgahları açılır. İstikrarlı yanlışlarına rağmen seçim kazanmanın kerametini kendinden menkul sayanlar muhalefetin katkısına teşekkür dahi etmezler. Bal tutan bu sefer her yerini yalar…
Sonra sonuçlar açıklanıyor.
Her ankette ilginç bir şekilde yukarıda saydığımız tüm sorunların müsebbibi olan AK Parti dağıtılmamış kararsızlardan önce her üç seçmenden birinin oyunu alabiliyor. İttifak hesabında da Cumhurbaşkanlığı için yolun yarısını daha yerinden kalkmadan bitiriyor. Biraz HDP oylarına abandığında ise zaten yarışın sonunu varış noktasında şezlongda karşılıyor.
Dünyanın hiçbir ülkesinde seçmenine bunca kötülük eden, ülkesini bunca kötü yöneten bir iktidar, ikinci seçimde sandığın dışını göremeyecekken bizimkiler onikinci zaferi onikiden vurmak için gün sayıyor. Elbette bunun dörtte üçü Erdoğan’ın şahsi karizması ve bazı taraflarca pek kabul edilmese de ittifak ortağının kendisine sağladığı, dikkatli gözlerle bakılınca görülecek toplum üzerinde varlığı kolayca fark edilebilecek psikolojik etkinin sayesinde oluyor. Diğer çeyreğini de “çeyrek muhalefet” omuzluyor.
Çeyrek muhalefet diyorum çünkü; herhangi bir çözümleri yok. Benim de oturduğum yerden bir kalemde sayabileceğim yukarıda da bir kısmını saydığım sorunları tek tek sayıp bir iki demeç vermekten başka yaptıkları hiç ama hiçbir şey yok. Grup toplantılarını izledikten sonra gelinecek gazla “Allah Allah” deyiverip sokağa çıkan ortalama birinin kıblesinden olmaması işten bile değil.
Önce altılı bir masa kurdular. Millete altılısı ilk ayaktan yatınca beşli ganyana yüklenen yarışsever gibi kuponlarını yutturdular. Daha önce yutturduklarını ise Ekrem İmamoğlu örneğinde olduğu gibi kusturdular. Gerçi İmamoğlu’nun İstanbul seçimlerini kazanması AK Parti seçmeni ve parti içi sorunlardan kaynaklıydı. O sorunu da kendi kendilerine çözdüler. Kendisine fazla anlam yükledikleri ve kendisinin de bu anlamdan sarhoş olduğu rahatlıkla görülen İmamoğlu, siyasi bir mevta olmayı tercih etti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı süresinde bitirir mi bitiremez mi bilmem ama kendisini seçen kitlenin önceliklerine yabancı olmanın ve onlara meydan okumanın bedelini -belki de iddialı gelecek ama- bundan sonra herhangi bir yere aday dahi edilmeyerek ödeyecektir. Ekrem İmamoğlu’nu başkan yapan seçmenlerin yapısı, kabul edelim, etmeyelim biraz daha iri kemiklidir. Şişman değilim kemiklerim iri diyenlerden değildir.
Sonuç olarak Türkiye’de bir yönetim sorunu vardır bir de muhalefet sorunu. Bu kafayla gidilirse Erdoğan balkon konuşmasını yaparken diğer partilerin genel merkez binalarında “genel başkan” tezgahları açılır. İstikrarlı yanlışlarına rağmen seçim kazanmanın kerametini kendinden menkul sayanlar muhalefetin katkısına teşekkür dahi etmezler. Bal tutan bu sefer her yerini yalar…
Etiketler: