Kıymetli dostlar, Kanlı savaşın sona ermesinden 27 yıl sonra Bosna Hersek yine etnik kimlik temelli bir krizle alarm vermeye başladı.
Yuvoslavya’nın eski lideri Mareşal Josip Broz Tito “Ben iki alfabesi, üç dili, dört dini, beş milliyeti, altı cumhuriyeti olan; çevresinde yedi komşusu bulunan, içinde sekiz etnik azınlık bulunan bir ülkenin lideriyim” demişti.
Tito, 1980 yılında öldü. Onun ölümü sonrası, gevşek temeller üzerine kurulu olan federal devletin gücü zayıfladı,Yugoslav halkını oluşturan farklı etnik grupların daha da milliyetçileşmesi için uygun bir ortam oluşmuştu. Uzun zamandan beri süregelen, hatta belki bastırılan birçok farklılıklar, krizler, düşmanlıklar sonraki yıllarda iyice ortaya çıktı. Yugoslavya sadece farklı etnik kimlikler değil; farklı dinler de barındırıyordu. Soğuk Savaş rüzgarlarının çok güçlü estiği 80’lerde Avrupa’da ve Yugoslavya’da yaşanan ekonomik sorunlar, bu krizlerin ateşini daha da körükledi.
1990’lı yılların başında Yugoslavya’yı oluşturan devletler teker teker bağımsızlık ilan etmeye başladı. Gorbaçov’un Glastnost ve Perestroyka politikalarının etkisi ile delinen Demir Perde sonunda tamamen çöktü, Doğu Bloku çözüldü, ardından Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dağıldı. Kendini Batı’ya da Doğu’ya da yakın görmeyen Yugoslavya’da da bağımsızlık rüzgarları güçlü esmeye başladı. Hırvatistan ve Slovenya’nın ardından Bosna da bağımsızlığını istedi. Aliya İzzetbegoviç önderliğinde alınan karardan sonra yakın tarihin en kanlı soykırımlardan biri başladı. Sırp ordusu tarafından 100 binden fazla insan öldürüldü, 2 milyondan fazla insan da yerinden, yurdundan oldu. Sırp ordusu, Srebrenitsa’da 8 bin Bosnalıyı öldürerek, Avrupa topraklarında, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra tek soykırımı yaptı.
1 Mart 1992’de başlayan savaş, 14 Aralık 1995’te Dayton Anlaşması’yla son buldu. Kanlı savaşın bitişinin üzerinde 27 yıl geçerken, Bosna’da şimdi yeni bir iç savaş ihtimalinden söz ediliyor. Yine kökünde etnik ayrımlar olan bir krizle karşı karşıyayız. Balkanlar’ın ortasında, Avrupa kıtasında yaşanacak bir savaşın tüm dünya için büyük etkileri olacağı kesin.
Esasında mevcut krizi iyi anlamak için önce Hırvatistan ve Bosna savaşlarını bitiren Dayton Anlaşması’na bakmak gerekiyor. Adını hazırlandığı ABD’nin Ohio eyaletindeki Dayton kentinden alan anlaşma, günümüzdeki Bosna Hersek devlet yapısını şekillendirdi. Anlaşma, 14 Aralık 1995’te Fransa’nın başkenti Paris’te Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, Sırbistan Cumhurbaşkanı Slobodan Milosevic ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Franjo Tudjman tarafından imzalandı. Bosna’daki savaş, dünyanın gördüğü en karmaşık siyasi sistemlerinden birinin kurulmasıyla sona ermişti.
Anlaşma kapsamında Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar, Bosna Hersek’in kurucu halkları kabul edildi. İmzalar, ülkeyi kantonlara böldü; yüzde 51’i Bosna Hersek Federasyonu’nun (FBIH) kontrolüne, yüzde 49’u ise Sırp Cumhuriyeti’nin kontrolüne verildi. FBIH’nin içindeki 10 kantonun her birinin kendi meclisleri ve hükümetleri bulunuyor.
Devlet yapısının tepesinde Devlet Başkanlığı Konseyi bulunuyor. Bu konsey; Boşnak, Sırp ve Hırvat üç üyeden oluşuyor. Üyeler, konsey başkanlığını 8 ayda bir sırayla değişiyor. Konseyin şu anki Boşnak üyesi Šefik Džaferović, Hırvat Üyesi Željko Komšić ve Sırp üyesi Milorad Dodik.
Bu anlaşma ile birlikte Bosna-Hersek Yüksek Temsilciliği de kuruldu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından seçilen yetkilinin ana sorumluluğu anlaşmanın uygulanması. Ancak Yüksek Temsilci’nin çok fazla veto gücü ve hatta devlet başkanını görevden alma yetkisi de bulunuyor. Bu pozisyona verilen yetkiler, günümüzde bazı çevrelerde rahatsızlık yaratıyor. Halihazırdaki yüksek temsilci, 1 Ağustos 2021 itibariyle Angela Merkel’in de partisinin bir üyesi olan Alman Christian Schmidt.
Bosna Hersek’te şu an neler olduğuna baktığımızda şunları söyleyebiliriz;
Ekim 2021’de ülkedeki iki entiteden Sırpların lideri Dodik, Sırp üyeleri adli, idari ve mali devlet kurumlarından çekme kararı aldı. 12 Ekim’de Dodik, Bosna yargısı, güvenlik ve istihbarat birimlerinin Sırp Cumhuriyeti’nde faaliyet göstermesini yasakladı; Kasım ayının sonuna kadar bunların yerini sadece Sırplardan oluşan kurumların alacağını belirtti.Dodik ayrıca, Bosnalı Sırpların ayrı bir ordu istediğini, bunun için planlamalar yaptıklarını da söyledi.
BM’nin Bosna Yüksek Temsilcisi Christian Schmidt, Bosna Hersek için alarm vererek Birleşmiş Milletler’e ülkenin bölünme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirten, yani tekrar çatışma riski olduğunu bildiren bir rapor gönderdi.Schmidt, Bosnalı Sırpların kendi ordularını tekrar kurması ve Bosna Hersek silahlı kuvvetlerinin ikiye ayrılması durumunda yeni bir savaşı önlemek için bölgeye daha çok barış gücü gönderilmesi gerekeceğini belirtti.
Bu krizi tetikleyen sebepler nedir?
Esasınsa Bosna Hersek’te etnik çekişmeler uzun süredir mevcuttu.Sadece dondurulmaya terk edilmişti diye biliriz.Ancak bu sorunları tekrar hızla ısıtmaya başlayan olay, eski yüksek temsilci Valentin Inzko’nun Srebrenitsa Soykırımı’nı ve Bosna’da işlenen diğer savaş suçlarını inkar etmeyi yasaklaması oldu. Bosnalı Sırplar ve Sırbistan bu kararı kabul etmedi.
Kararın ardından Sırp temsilciler merkezi kurumları boykot ettiler.
Başkanlık konseyinin Sırp temsilcisi Dodik’ son seçimlerde Sırp Cumhuriyeti’ndeki büyük şehirleri kaybetti ve Sırp Cumhuriyeti Parlamentosu’nda zayıfladı.Soykırım inkar yasası çıkınca da Sırpları yeniden bir araya toplayabilme fırsatı elde etti ve bunu da çok iyi kullandı. Bu yasa geçer geçmez de devlet kurumlarını boykot kararı aldı.
Sırpların yaptığı boykot ve protestoların sonucunda devlet kurumları adeta felç oldu.
Bu krizden sonra Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da Bosna Hersek Devlet Başkanları Konseyi’nin Sırp Üyesi Dodik ile bu krizi durumu görüştü.Sayın cumhurbaşkanımız bu görüşmeden bir hafta önce de Bosna’nın en güçlü partisinin lideri ve Aliya İzzetbegoviç’in oğlu Bakir İzzetbegoviç ile görüşmüştü. Cumhurbaşkanımız, Bosna’daki krizin diplomatik yollarla çözülmesi durumunda, arabuluculuk rolünü üstlenmeye hazır oldığu görüntüsü veriyor.
Cumhurbaşkanımız sayın Erdoğan, benim de katıldığım Türkiye'deki Boşnak sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerini kabulünde de, “Merhum Aliya İzetbegoviç'in emanetine halel getirmeyiz” dedi.
Tüm bu gelişmeler yaşanırken Bosna İslam Birliği Başkanı Ankara’yı ziyaret etti. Devlet Başkanlığı Konseyi’nin Boşnak üyesi Şefik Dzaferović Azerbaycan’a gitti.
Türkiye şüphesiz ki 1995’teki Türkiye değil.Türkiye gerek bölgesinde ve gerekse dünyada önemli bir aktör. Hırvatlar Hırvatistan’dan, Sırplar Sırbistan’dan ne bekliyorsa biz Boşnaklar da Türkiye’den onu bekliyoruz.
Malumunuz Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç vefatından önce , Bosna’yı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a emanet etmişti.
Kısacası, Bosna ve Boşnaklar eskisi gibi sahipsiz değil.Türkiye de eski Türkiye değil.Türkiye’nin bugün mazlum ve mağdur halkları sahipsiz bırakmayacağına olan inancımız tam.
Bu nedenle müsterihiz ve Sırpların da daha sağduyulu ve aklı selim davranmasını bekliyoruz.
Kalın sağlıcakla…
Yuvoslavya’nın eski lideri Mareşal Josip Broz Tito “Ben iki alfabesi, üç dili, dört dini, beş milliyeti, altı cumhuriyeti olan; çevresinde yedi komşusu bulunan, içinde sekiz etnik azınlık bulunan bir ülkenin lideriyim” demişti.
Tito, 1980 yılında öldü. Onun ölümü sonrası, gevşek temeller üzerine kurulu olan federal devletin gücü zayıfladı,Yugoslav halkını oluşturan farklı etnik grupların daha da milliyetçileşmesi için uygun bir ortam oluşmuştu. Uzun zamandan beri süregelen, hatta belki bastırılan birçok farklılıklar, krizler, düşmanlıklar sonraki yıllarda iyice ortaya çıktı. Yugoslavya sadece farklı etnik kimlikler değil; farklı dinler de barındırıyordu. Soğuk Savaş rüzgarlarının çok güçlü estiği 80’lerde Avrupa’da ve Yugoslavya’da yaşanan ekonomik sorunlar, bu krizlerin ateşini daha da körükledi.
1990’lı yılların başında Yugoslavya’yı oluşturan devletler teker teker bağımsızlık ilan etmeye başladı. Gorbaçov’un Glastnost ve Perestroyka politikalarının etkisi ile delinen Demir Perde sonunda tamamen çöktü, Doğu Bloku çözüldü, ardından Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dağıldı. Kendini Batı’ya da Doğu’ya da yakın görmeyen Yugoslavya’da da bağımsızlık rüzgarları güçlü esmeye başladı. Hırvatistan ve Slovenya’nın ardından Bosna da bağımsızlığını istedi. Aliya İzzetbegoviç önderliğinde alınan karardan sonra yakın tarihin en kanlı soykırımlardan biri başladı. Sırp ordusu tarafından 100 binden fazla insan öldürüldü, 2 milyondan fazla insan da yerinden, yurdundan oldu. Sırp ordusu, Srebrenitsa’da 8 bin Bosnalıyı öldürerek, Avrupa topraklarında, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra tek soykırımı yaptı.
1 Mart 1992’de başlayan savaş, 14 Aralık 1995’te Dayton Anlaşması’yla son buldu. Kanlı savaşın bitişinin üzerinde 27 yıl geçerken, Bosna’da şimdi yeni bir iç savaş ihtimalinden söz ediliyor. Yine kökünde etnik ayrımlar olan bir krizle karşı karşıyayız. Balkanlar’ın ortasında, Avrupa kıtasında yaşanacak bir savaşın tüm dünya için büyük etkileri olacağı kesin.
Esasında mevcut krizi iyi anlamak için önce Hırvatistan ve Bosna savaşlarını bitiren Dayton Anlaşması’na bakmak gerekiyor. Adını hazırlandığı ABD’nin Ohio eyaletindeki Dayton kentinden alan anlaşma, günümüzdeki Bosna Hersek devlet yapısını şekillendirdi. Anlaşma, 14 Aralık 1995’te Fransa’nın başkenti Paris’te Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, Sırbistan Cumhurbaşkanı Slobodan Milosevic ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Franjo Tudjman tarafından imzalandı. Bosna’daki savaş, dünyanın gördüğü en karmaşık siyasi sistemlerinden birinin kurulmasıyla sona ermişti.
Anlaşma kapsamında Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar, Bosna Hersek’in kurucu halkları kabul edildi. İmzalar, ülkeyi kantonlara böldü; yüzde 51’i Bosna Hersek Federasyonu’nun (FBIH) kontrolüne, yüzde 49’u ise Sırp Cumhuriyeti’nin kontrolüne verildi. FBIH’nin içindeki 10 kantonun her birinin kendi meclisleri ve hükümetleri bulunuyor.
Devlet yapısının tepesinde Devlet Başkanlığı Konseyi bulunuyor. Bu konsey; Boşnak, Sırp ve Hırvat üç üyeden oluşuyor. Üyeler, konsey başkanlığını 8 ayda bir sırayla değişiyor. Konseyin şu anki Boşnak üyesi Šefik Džaferović, Hırvat Üyesi Željko Komšić ve Sırp üyesi Milorad Dodik.
Bu anlaşma ile birlikte Bosna-Hersek Yüksek Temsilciliği de kuruldu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından seçilen yetkilinin ana sorumluluğu anlaşmanın uygulanması. Ancak Yüksek Temsilci’nin çok fazla veto gücü ve hatta devlet başkanını görevden alma yetkisi de bulunuyor. Bu pozisyona verilen yetkiler, günümüzde bazı çevrelerde rahatsızlık yaratıyor. Halihazırdaki yüksek temsilci, 1 Ağustos 2021 itibariyle Angela Merkel’in de partisinin bir üyesi olan Alman Christian Schmidt.
Bosna Hersek’te şu an neler olduğuna baktığımızda şunları söyleyebiliriz;
Ekim 2021’de ülkedeki iki entiteden Sırpların lideri Dodik, Sırp üyeleri adli, idari ve mali devlet kurumlarından çekme kararı aldı. 12 Ekim’de Dodik, Bosna yargısı, güvenlik ve istihbarat birimlerinin Sırp Cumhuriyeti’nde faaliyet göstermesini yasakladı; Kasım ayının sonuna kadar bunların yerini sadece Sırplardan oluşan kurumların alacağını belirtti.Dodik ayrıca, Bosnalı Sırpların ayrı bir ordu istediğini, bunun için planlamalar yaptıklarını da söyledi.
BM’nin Bosna Yüksek Temsilcisi Christian Schmidt, Bosna Hersek için alarm vererek Birleşmiş Milletler’e ülkenin bölünme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirten, yani tekrar çatışma riski olduğunu bildiren bir rapor gönderdi.Schmidt, Bosnalı Sırpların kendi ordularını tekrar kurması ve Bosna Hersek silahlı kuvvetlerinin ikiye ayrılması durumunda yeni bir savaşı önlemek için bölgeye daha çok barış gücü gönderilmesi gerekeceğini belirtti.
Bu krizi tetikleyen sebepler nedir?
Esasınsa Bosna Hersek’te etnik çekişmeler uzun süredir mevcuttu.Sadece dondurulmaya terk edilmişti diye biliriz.Ancak bu sorunları tekrar hızla ısıtmaya başlayan olay, eski yüksek temsilci Valentin Inzko’nun Srebrenitsa Soykırımı’nı ve Bosna’da işlenen diğer savaş suçlarını inkar etmeyi yasaklaması oldu. Bosnalı Sırplar ve Sırbistan bu kararı kabul etmedi.
Kararın ardından Sırp temsilciler merkezi kurumları boykot ettiler.
Başkanlık konseyinin Sırp temsilcisi Dodik’ son seçimlerde Sırp Cumhuriyeti’ndeki büyük şehirleri kaybetti ve Sırp Cumhuriyeti Parlamentosu’nda zayıfladı.Soykırım inkar yasası çıkınca da Sırpları yeniden bir araya toplayabilme fırsatı elde etti ve bunu da çok iyi kullandı. Bu yasa geçer geçmez de devlet kurumlarını boykot kararı aldı.
Sırpların yaptığı boykot ve protestoların sonucunda devlet kurumları adeta felç oldu.
Bu krizden sonra Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da Bosna Hersek Devlet Başkanları Konseyi’nin Sırp Üyesi Dodik ile bu krizi durumu görüştü.Sayın cumhurbaşkanımız bu görüşmeden bir hafta önce de Bosna’nın en güçlü partisinin lideri ve Aliya İzzetbegoviç’in oğlu Bakir İzzetbegoviç ile görüşmüştü. Cumhurbaşkanımız, Bosna’daki krizin diplomatik yollarla çözülmesi durumunda, arabuluculuk rolünü üstlenmeye hazır oldığu görüntüsü veriyor.
Cumhurbaşkanımız sayın Erdoğan, benim de katıldığım Türkiye'deki Boşnak sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerini kabulünde de, “Merhum Aliya İzetbegoviç'in emanetine halel getirmeyiz” dedi.
Tüm bu gelişmeler yaşanırken Bosna İslam Birliği Başkanı Ankara’yı ziyaret etti. Devlet Başkanlığı Konseyi’nin Boşnak üyesi Şefik Dzaferović Azerbaycan’a gitti.
Türkiye şüphesiz ki 1995’teki Türkiye değil.Türkiye gerek bölgesinde ve gerekse dünyada önemli bir aktör. Hırvatlar Hırvatistan’dan, Sırplar Sırbistan’dan ne bekliyorsa biz Boşnaklar da Türkiye’den onu bekliyoruz.
Malumunuz Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç vefatından önce , Bosna’yı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a emanet etmişti.
Kısacası, Bosna ve Boşnaklar eskisi gibi sahipsiz değil.Türkiye de eski Türkiye değil.Türkiye’nin bugün mazlum ve mağdur halkları sahipsiz bırakmayacağına olan inancımız tam.
Bu nedenle müsterihiz ve Sırpların da daha sağduyulu ve aklı selim davranmasını bekliyoruz.
Kalın sağlıcakla…
Etiketler: