BU AY size Türk futbolundan söz etmeyi planlamıştım…
O yüzden ay içinde, “Türk futbolu” deyince aklıma neler geliyor diye duygusal bir yoklama çektim kendime…
Eskiden sıkça dillendirilen, “Futbolcu fabrikası” dediğimiz kulüpler; Vefa’lar, Altay’lar, Göztepe’ler, Altınordu’lar, hafızamda oldukça silik kalmışlar.
Kulüpler değil de, onların yüklendiği misyon, Türk futboluna hissettikleri sorumluluklar, o günkü futbol mantalitesi.
***
Beşiktaşlı yönetici, rahmetli Ferhan Dinçer ağabey, 90’lı yıllarda ülkeler arası futbolu bize anlatırken, Almanya’nın Dortmund kulübünü örnek vermişti.
Hem tesis, hem futbola bakış, hem futbolcu profillerini;
“-Sporcular antrenmana Bond çanta ile gelip, idmanı bitirdikten sonra çantasına o hafta oynayacakları rakiplerin istatistiklerini koyarak ayrılıyor. Ve hafta boyunca karşı takımın verilerine çalışıp hem fizik, hem psikolojik olarak hazır oluyor…”
Belki günümüz futbolunda abartılacak bir anekdot değil, ancak aramızdaki uçuruma ışık tutabilir diye anlattım.
***
Evet; ne diye başlamıştım söze; Türk futbolundan söz etmek…
Yabancı futbolcuların posasını kullanıp, şımarıklıklarına ve etkisiz futbollarına milyonlar döken Türk futbolundan…
Ülke nüfusunun onda dokuzunun uzman olduğu, adeta bir spor çeşidi değil de, bilinçsiz taraftar topluluğunun deşarj olma sahası, zenginlerin daha zengin olması için yazılan bir tiyatrodan.
Futbolumuzun lokomotifi konumunda olup, Avrupa'da köy takımlarına yenildikten sonra, büyüklüğün getirdiği hiçbir özelliği barındırmayan, sadece kendi çöplüğünde ötebilen yerel futbol fakiri zihniyetinden bahsediyorum.
***
“Paranın olduğu yerde mafya vardır” sözünü doğrularcasına, bir spor kulübüne yakışmayacak adamları bünyesinde barındıran, “Adaletin ve ahlakın olmadığı yerde spordan bahsedilemez” mantığından çoook uzaktaki Türk futbolundan…
Bir lig düşün haksız rekabetin üzerine kurulu… Ülke gerçeklerinin tersine paraların havada uçuştuğu, gösterilen ilginin tersine başarısız…
Vefadan uzak, misyondan uzak, sistem takımlarından ziyade, kişisel sistemin takımları olduğu için geri dönüşü olmayan futbolumuzdan…
***
Allah aşkına; biraz çerçeveyi genişletip düşünün; Arda’yı Barcelona’ya vermek dışında güzel olan ne var evrensel boyutta?
Hafızanızı yoklayınca; boş statlar, egosu yüksek yöneticiler, küfür eden emek çalan oyuncular ve onların hocaları... Ve olmazsa olmazımız, “Maç görüntüsü yok, şarlatan verelim” diye dayatılan yorumcular.
Size çok iddialı söylüyorum; ülkenin futboluna en iyi hizmeti veren bütün bunlara rağmen statlara koşan taraftardır.
Zarar verenler de vardır elbet, ancak bizim futbola, hala seyirci gidiyorsa hepsi madalyalıktır...
***
Diyeceksiniz ki, “Sen seyretmiyor musun, sen futbolsever değil misin?...”
Ben de seyrediyorum herkes gibi… Ama neyi seyrettiğimi biliyorum...
Futbol aşkından ve ya da taraftar olduğumdan değil; sadece zevkine izliyorum…
Temeline dinamit döşenmiş binanın kontrollü yıkımını izler gibi izliyorum işte!…
Etiketler: