IMF Başekonomisti Maurice Obstfeld; ABD Başkanı Donald Trump'ın bitmeyen gümrük vergileri, küresel ekonominin yarısından fazlasını oluşturan onlarca ülkeyi etkiliyor. ABD yönetiminin tarifelerle “Savaş açtığı" ülkelerin arasında müttefiklerin de bulunması dünya siyaset dengelerini de tehdit ediyor. ABD'nin ticaret savaşından en kötü etkilenecek ülkelerden biri olacağını belirtiyor."Küresel misillemelerin merkezinde yer alan ABD, geniş kapsamlı ticaret çatışması nedeniyle ihracatının büyük bölümü tarifelere tabi tutulacağından özellikle kırılgan" dedi.
“Trump’’ üzerinden twitter ile yönetilen birleşik devlet, dünya ülkelerini aldığı hukuksuz ve mesnetsiz yaptırım kararları ile ekonomik sömürge yapmak için planlı ve acımasız, dünya barışını tehlikeye sokan bir icraat sergiliyor.
Condoleezza Rice 7.8.2003 tarihinde Washington Post gazetesinde yayımlanan yazısında Fas’tan Basra körfezine kadar Ortadoğu’da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini vurgulamıştır.
Bu eylem planı doğrultusunda ABD;
1- Kendisine rakip olabilecek muhtemel bir gücün oluşmasını engellemek istemektedir.
2- Rakipsiz askeri gücü teknolojik imkanı ile Ortadoğu bölgesini kontrol sevdasındadır.
3- Ortadoğu bölgesinde bulunan petrol ve doğalgaz kaynakları üzerinde denetimini sağlamak istemektedir.
4-En önemlisi İsrail’in emniyetini sağlama amacını gütmektedir.
5- Avrupa Birliği, Rusya, Çin ve Japonya’yı bu kaynaklardan uzak tutmak istemektedir.
6- Ortadoğu Bölgesinde bulunan tüm petrol ve doğalgaz yataklarına serbestçe ve korkusuzca ulaşmayı hedeflemektedir.
7- Onlara göre var olan ve İslâmî terör diye adlandırılan üst aklın kurguladığı terörü önlemektir.
2008'deki Mortgage krizinde manipülasyon yaptığı iddiası ile Alman Deutsche Bank'a 14 milyar dolar ceza kesen ABD'nin bunu Apple'a kesilen 14 milyarlık vergi cezasına karşılık rövanş alma maksadıyla yaptığı öne sürüldü. 10 yıldır devam eden ticaret savaşlarının yeni bir boyut kazandığını gözler önüne serdi. Daha önce ABD, Alman Volkswagen firmasına dizel skandalı nedeniyle 16 milyar dolar ve Fransız BNP Paribas'a da ambargoya uymama gerekçesiyle 10 milyar dolar ceza kesmişti. AB de aynı şekilde Microsoft'a rekabet ihlali gerekçesiyle 2.1 milyar dolar ve Intel'e de aynı gerekçeyle 1.2 milyar dolar ceza kesmişti.
Yaptırımları genellikle ABD gündeme getiriyor ve uyguluyor. Bunun için de iki mekanizmayı kullanıyor. Birincisi, ABD’nin BM Güvenlik Konseyi’ni harekete geçirip bir yaptırım kararı çıkartması. Buna BM Antlaşması gereği bütün devletler uymak zorunda.
İkincisi de ABD’nin kendi yasaları gereği aldığı yaptırım kararları. Buna diğer devletler ve şirketler normal olarak uymak zorunda değiller, yalnızca uymamanın getireceği maliyete katlanmayı göze almaları gerekiyor ki buna şimdiye dek cesaret eden pek olmadı.
Dünyada tek taraflı yaptırım uygulayabilen ülke yok. Ancak ABD yalnızca tek taraflı yaptırım uygulamakla kalmıyor, aynı zamanda yaptırım uyguladığı ülkeyle ticari, askeri, mali, enerji vs alanlarda üçüncü ülkelerin ilişki kurmasına da kısıtlama getiriyor. Bir taraftan kendisine direnen ülkeleri yaptırım yoluyla baskı altına alırken, öte yandan o ülkeyle askeri, ticari, mali ilişkiye girmeyi deneyen ülke ya da şirketleri de hedef alarak ikili bir cezalandırma yoluna gidiyor. ABD, 2010’da Çin ve Rusya’yı yanına alıp örneğin İran’a BM yaptırımları uygulamaya başlarken, 2014’te bu kez Rusya’ya, 2017’deyse bazı Çin’li şirketlere yaptırım uygulamaya başladı.
Yönetici başkanlar değişir ama hedefler ve yapılan planlar değişmemektedir. Tunus, Libya ve Mısır üzerine yapılan operasyonlar başarılı olmuş hedef gerçekleştirilmiştir. Irak üzerinde yukarıda yazılan hedefler doğrultusunda istenen elde edildi. Yapay sözde bir ‘‘İslami terör örgütü’’ yaratılarak onun üzerinden Suriye’de iç savaşa sürüklettirildi. Bu hamlelerle ABD’nin Ortadoğu’daki iki büyük devletsiz toplumun üzerinde 1980’lerden günümüze uzanan süreçte adım adım kendi nüfuzunu kurduğunu görüyoruz. Barzani(kullanım süresi bittiğinde çöpe atıldı) ve PYD aracılığıyla Irak ve Suriye üzerinde önemli bir stratejik avantaj elde etti. Bu hamle ile Rusya, İran ve Suriye’nin Filistin hareketi için verdiği desteği bitirdi.
Esas amaç İsrail’e zarar verilme ihtimalini ortadan kaldırmaktı.
ABD Türkiye’nin Afrin operasyonu sonrasında, Menbiç’te ortak hareket ederek Rusya ve İran’a karşı kendisiyle askeri işbirliği yapan bir ülke konumuna getirmeyi planladı. Ancak S400’ler, Rusya ile kurulan iyi ilişkiler, ortak nükleer santral yapma projeleri, Çin ile kurulan ticari ilişkiler ve kredi destekleri, İran ile yapılan ticaret öteden beri ABD’yi rahatsız ediyordu. Gezi Olayları, 17-25 Aralık operasyonları ve 15 Temmuz FETÖ hain darbe girişimi ile istenen plan geçekleşemedi. Türkiye’nin aleyhine yaptığı çalışmalar tespit edilen sahte bir papaz için Türkiye’ye yaptırımlar yapılmaya başlandı.
Diğer taraftan ABD’nin İran hamlesi, yalnızca İran’a yönelik değil, İran’da bir rejim değişikliği sağlayarak Rusya ve Çin’in de Ortadoğu’daki ayağını kesme politikası üzerine kurulu. Kısa vadede rejim değişikliği gerçekleşmese bile, Çin yine, 2015 öncesi gibi İran’a yatırım yapıp bazı sektörlerde ABD pazarından vazgeçmek zorunda kalacak. Türkiye’nin İran ile yaptığı ticaret kesilerek ekonomisinin zora sokulması sağlanacaktı.
Planın açıkça ve pervasızca uygulandığı dönem ‘’trump’’ dönemidir. Dünya ülkelerinin ABD’nin yaratmaya çalıştığı “ekonomik sömürgeciliğe’’ karşı ayağa kalkma zamanı gelmiştir. "Küresel misillemelerin merkezinde yer alan ABD, geniş kapsamlı ticaret çatışması nedeniyle ihracatının büyük bölümü tarifelere tabi tutulabilirse özellikle kırılgan olacağı" tespiti doğrultusunda hareket etmek zorundadır.
Aksi durumda dünyamızın geleceği, barışı, evrensel yasaları tehlikeye girmekte hatta hızlı bir şekilde yok olma süreci olasılığı artmaktadır.
Etiketler: