23 Mayıs 2026 Cumartesi
SON DAKİKA
Köşe Yazıları 17.12.2021

Ahir zaman olgusunu şehir-kültür-medeniyet tekniğiyle yorumlamak-6

1304 4 dk 0 yorum
Paylaş:
YAZI dizimin bir serisinde daha siz değerli okurlarım ile birlikteyim.
Temmuz ayında başlattığım yazı dizimin altıncı serisinde ahir zaman olgusunu şehir tekniğiyle yorumlamaya devam etmekle birlikte yazının bir bölümünde de medeniyet tekniğiyle yorumlamaya devam edeceğim. Bu hususu belirttikten sonra yazımıza başlayalım.
Tabakalaşma ve tüketim sosyolojisine göre modern çağlarda insanlar kişisel özelliklerine göre değil de sahip olduklarına göre yani nasıl tükettiklerine, neyi tükettiklerine, yaptıkları işlere, toplumsal piramitte, bulundukları konuma göre değerlendirilirler. Yani insanlara gösterilen saygı tamamen sahip oldukları veya olmadıkları doğrudan orantılıdır. Durumun bu olması toplumsal piramidin altında olan kimseler için sürekli olarak, aşağılanma, hor görülme, sosyal dışlanma gibi hususları beraberinde getirmiştir. Örneklendirmek iktiza ederse insanları değerlendirirken şöyle bir cümle kurultmaktadır: ''Kaç paralık adamsın?'' Yine sosyoloji literatüründe ''Mutlak fakirlik'' ve ''Göreceli fakirlik'' olarak bilinen iki kavram vardır. Bu kavramlara göre mutlak fakirlik, bir bireyin, grubun, ülkenin standart gelir düzeyinin tamamen altında kalması anlamına gelmekteyken, göreceli fakirlik ise yine bir kişinin, grubun ülkenin gelir durumunun diğer bir bireye, gruba, ülkeye nazaran daha aşağıda kalması anlamına gelmektedir.
Toplum piramidinin altında kalan ve mutlak fakirlik ile göreceli fakirlik durumunda olan kimseler için sürekli bir dışlanma durumu söz konusudur. Bilhassa büyükşehirlerde toplumun iki kutbu arasında ki bu mesafe çok daha açıktır ve kapatılması pek kolay gözükmemektedir. Piramidin iki kutbu arasında ki bu eşitsizlik durumu candan bir dost kavramının neden değerlendiği açıklar mahiyettedir. Yazının şehir tekniğiyle yorumlamasını yaptıktan sonra biraz da medeniyet tekniğiyle yorumlamak istiyorum.  
İçinde yaşadığımız gezegen hiç bir zaman durgun bir yapıda olmamıştır. Var olduğu ilk günden bu güne dünya çok büyük değişim ve gelişimlere tanıklık etmiştir ve etmektedir. Değişim kavramı tikel bir alanı etkilemekle kalmayıp, her şeyi etkilemektedir. Bu değişim süreci içerisinde en fazla etkilenen olguların başında medeniyet kavramı gelmektedir. Medeniyet kavramı ''Sanayi devrimi''nin tetiklediği ''Modernite'' ve modernite kavramının kendi içinde yaşamış olduğu bir takım sorunlardan sonra bir arayış süreci olarak karşımıza çıkan ''Post-modernite'' süreciyle birlikte çok büyük bir dönüşüm geçirmiştir. Değişimi daha iyi anlamak için muhtelif mütefekkirler tarafından değişimin ne olduğu hususunda ortaya konulan fikirlere bir göz atmakta yarar var.
Ünlü Alman Sosyolog Max Weber'e göre değişim ''İnformel ve belirsiz olandan, formel ve belirli olana doğru bir geçiş sürecidir.'' Ayrıca Max Weber eski zamanlarda Herbert Spencer'a göre değişim ''Toplumların basit ve kolay bir yapıdan, zor ve karmaşık olana doğru yol alması''dır.
Emilie Durkheim'e göre ise değişimler nüfusun artması sonucu meydana gelmektedir.
Örnek vermek gerekirse bir yerin nüfusu düşük ve alanı büyük ise orada değişimlerin hızı düşüktür. Bir yerin nüfusu yüksek ve alanı küçük ise orada değişimlerin hızı yüksektir. Karl Marx ise tarihsel materyalizminde değişim kavramını üretim ilişkileri ve teknolojide gerçekleşen değişimler ve gelişimler şeklinde açıklamıştır. Değişimlerin muhtelif zaviyelerden tanımlarını aktardıktan sonra şimdi modernliğin ne getirip ne götürdüğüne bir göz atalım. Modernliğin getirdikleri ''Sekülerizm'', ''Laisizm'', ''Endüstriyel üretim'', ''İş bölümü'', ve ''İşte profesyonelleşme'', ''Kapitalizm'', ''Bürokrasi'', ''Ulus devlet'' şeklinde tanımlanabilir. Bu hususları belirterek yazımı bitiriyorum. Yazımın bir sonra ki bölümünde ahir zaman olgusunu medeniyet tekniğiyle yorumlamaya devam edeceğim.

Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.