3, 5, 8, 10, 12 derken Erdoğan tam 14. zaferini kazandı. Girdiği en zor seçim sınavından, bundan 5 yıl önce aldığı oyun biraz altında, yaklaşık 10 yıl önce aldığı oyun ise üstünde, % 52,18 oranında bir destekle, alnının akıyla çıktı.
Şartlar hiç bu kadar Erdoğan’ın aleyhine olmamıştı, rüzgar hiç bu kadar muhalif cepheden yana esmemişti, karşı cenah hiç böylesine birleşmemiş, hiç bu kadar örgütlenmemişti. Erdoğan nefreti üzerine inşa edilen muhalefet anlayışı, hiç bu kadar konsolide olmamıştı. Pandemi, ekonomik sıkıntılar, 6 Şubat’taki büyük deprem ve yıkımlar, hep Erdoğan’ın eksi hanesine yazılmıştı.
Kılıçdaroğlu’nun adaylığını açıklamasının ardından başlayan ve seçime kadar süregelen, yaklaşık 2 aylık süreç boyunca, sanki 12 seçim kazanmış lider Kılıçdaroğlu’ymuş gibi davranılıyor, muhalefetçe fonlanan medyada akıl almaz güzellemeler yapılıyordu. Kılıçdaroğlu eliyle kalp yapıyor, birleşmekten, hellaleşmekten, kardeşlikten, geçmişteki hatalara sünger çekip barışmaktan söz ediyor; aynı anda da Demirtaş’a özgürlükten, YPG’nin terör örgütü olmayışından, Suriye’de neden asker barındırdığımızı sorgulamaktan bahsediyordu. Bir yandan da yıllardır aşağılayıcı üslubuna aşina olduğumuz muhalif seçmen ve sanatçılar, Erdoğan’a ve AK Parti’ye oy vermeyi düşünen insanları küçümseyerek elleriyle yaptıkları yalancıktan kalbin nasıl büyük bir yanılsama olduğunu kanıtlıyorlardı. 2 ayın tamamını hizmet stratejisiyle geçiren Erdoğan, İstanbul mitinginin ardından pskilojik üstünlüğü tamamen ele geçirmiş bir şekilde 14 Mayıs’a gelirken, muhalefet tarafında, Erzurum’daki provokasyon ateşlenmeye çalışılarak, nereden çıktığı belli olmayan eli taşlı adamlar üzerinden yine Erdoğan seçmenine hakaret yağdırılmaya devam edilmişti. Son ana kadar kirli siyaset yürütüp yaptıkları zorbalıklarla tabiri caizse kendi adamları olan İnce’yi adeta zorla adaylıktan çektiren Millet İttifakı; 13 Mayıs’ta, Türk bayrağının kaldırılmasına izin verilmeyen HDP-YSP İstanbul mitinginin gerçekleşmemesi için kelimenin tam anlamıyla Demirtaş ve avanesine yalvarmıştı. Masa altından teröristlerle yapılan ittifaktan sıkılıp çekinmemişler ama kararsız seçmenin, bebek katili apo’nun övüldüğü mitingde Kılıçdaroğlu’na destek açıkladığını görmesinden çekinmişlerdi. 14 Mayıs’a işte bu şartlar altında, terörün bir siyasiye ilk kez bu denli açık şekilde “Yürü!” dediği bir atmosferde girdik. Erdoğan’ın başarılı ittifak hamleleri Meclis’te karşılık buldu. Cumhur İttifakı beklenenin de üzerinde bir çoğunluk alırken, CHP yılların % 25’iyle Meclis’teki temsilini, Deva, Gelecek, Saadet ve Demokrat Parti gibi partilere dağıttığı 40 vekille % 21’lere düşürdü. Erdoğan ise % 49,52 ile 50+1 kuralına takıldı ve adaylar tarihimizde ilk kez şahit olacağımız Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerine hazırlanmaya başladı.
Erdoğan’ın 21 yıllık iktidarındaki yıpranma, ona 2018’de, İnce’ye karşı girdiği seçimde aldığı oydan sadece 3 puanlık bir düşüşe mal oldu. Bu da onun için yeterliydi zaten, o gece tam da bu yüzden balkona çıktı. Saat gece yarısını 2 saat geçmiş olmasına rağmen, Ankara’da, parti genel merkezinin önünde bekleyen on binlerce insanın gözlerinin içine bakmaya gitti. Hem keyifliydi hem de duygulanmıştı Erdoğan. “Bu ne aşk, bu ne sevda!” diyerek kalabalığı selamladı ve işte o şiarla 28 Mayıs’a yürüdü. “Yaptık, yine biz yaparız.” dedi, millilik vurgusu yaptı, senelerce garip ve parya muamalesi gören ama onun 21 yılda basamak basamak özgüven aşıladığı vatandaşlarını sardı, sarmaladı. 1994’te tanıdığımız adamla, 2023’te, yaklaşık 30 yılın sonunda, gayretle oradan oraya koşturan adam aynıydı. Millet bunu gördü, iyice hafızasına kazıdı. Öte yandan Kılıçdaroğlu ve seçmenleri, görünüşteki “Şirinler” tadındaki animasyon tarzı imajından hızlı bir şekilde sıyrıldı. Kemal Bey masaya yumruklar vurup kameraların karşısına geçti, şehirleri çevreleyen panolardaki yüz ifadesi bile değişti, suratı asıldı. “Şirin Baba” artık tebessüm etmiyordu. Birden milliyetçilik oynamaya başlayıp seçime 3 gün kala Ümit Özdağ ile protokol imzaladı. O sırada deprem bölgelerinden Erdoğan’a verilen destek nedeniyle seçmeni de boş durmayıp depremzedelere yaptıkları yardımları haram etti, insanlara küfredip bela okudu, kirli ellerin sahte kalpleri de güzelce gün yüzüne çıkmış oldu. Allah’ın hikmeti, seçim 2. tura kalmamış olsaydı, muhalefetin değiştiğine dair bir inanç belirecekti. Belki Erdoğan’a dün oy verenler, bir sonraki tercihlerini şans vermek adına bu cenahtan yana kullanacaktı. Ama buna fırsat bırakmadı CHP, yine CHP’liliğini gösterdi. Sırf kendilerine oy vermediği için bir felaketin altından ezilmiş insanları Tekirdağ Belediyesi kapının önüne koydu, seçmenleri de bunu destekleyip az bile yapıldığını ima etti. Her zamanki gibi ülkenin en az % 50’sine cahil ve aptal damgası yapıştırıldı, sadece Erdoğan’a oy vereceğini söylediği için bir vatandaşa küfür eden yaşlı bir kadın sosyal medyada ikonlaştırıldı, buna karşı çıkanlar da linç edildi, kendisi gibi olmayana yaşam hakkı tanımayanın kim olduğu bir kez daha ortaya çıkmış oldu. Desteğini açıklamayan sanatçıların listelerini yapıp hesap sorma yeminleri ettiler, Erdoğan’ın annesiyle paylaştığı bir fotoğrafı kaydedip seçimden sonra buraya uğrayacağız dediler, mültecilerin onurlu geri dönüşü kavramına itiraz edip insanları mancınıkla fırlatmak gibi fantastik ve ucube fikir sahipleriyle de bir araya gelip ittifakı tamamladılar. “Hepiniz yargılanacaksınız” diye halkı tehdit ede ede geldikleri 28 Mayıs’ta da hala kendilerini kandırmaya devam ediyorlardı. Ondandır ki son dakikaya kadar kazandıklarını iddia etmeye çalıştılar. Ama olmadı. Muharrem İnce’nin seneler önce bir CHP Kurultay’ında söylediği gibi, “Olmuyor, olmayacak.” Çünkü halka yabancılar, halkı sevmiyorlar, hor görüyorlar. Halkı çok incittiler ve hala incitmeye devam ediyorlar. Erdoğan gitsin diye teröristlerle el ele tutuşmayı içlerine sindiriyorlar da Erdoğan’a oy veren insanlara tahammül edemiyorlar. Bunun içindir ki hiçbir zaman “olmayacak.” Şehit kanıyla yoğrulmuş topraklarda, iktidar uğruna teröriste el uzatanların yaşayacağı bir zafer yoktur. Erdoğan, bu ülkenin yarısından fazlasının, çok büyük keşkelerine son vermiş, hayallerini gerçekleştirmiş, sürekli değerlerine ve kutsallarına hakaret edilen o insanları devletin baş tacı etmiş bir adamdır. Her yönüyle rencide edilip dışlanmış kesimlerin elinden tutmuş, çok fazla özlemi dindirmiş, mazlumlara umut olmuştur. Bugün onun zaferi, Kosova’nın, Bosna’nın, Filistin’in de zaferi sayılıyorsa bunda artık hiçbir şüphe yoktur. Daha dünkü “yoldaşına” operasyon çekip onu alaşağı eden, afet yaşamış insanlara oy için yardım edip karşılığını bulamayınca onlara yüz çeviren, hakaret eden, sadece inançlı olduğu için senelerce hayatın her alanında milletin çoğunluğunu hakir görenlerle doğrusuyla yanlışıyla büyük mücadele vermiştir. Bugün zafer kutlaması yapmak üzere yollara, sokaklara dökülen insanlarda hiçbir taşkınlık emaresi, hiçbir zorbalık bulunmadığı gibi 5 yılda bir, ihtiyaç duyulduğunda ortaya çıkıp sevincini yaşayıp ertesi gün de işine gücüne dönen Anadolu’nun irfan sahipleri işte en çok bunun için ona sahip çıkmıştır. 21 yıllık icraat ve ideolojik kavga karnesi pekiyilerle dolu bir adama nefret kusmak ve bu uğurda terörle birleşmek üzerinden siyaset yapıp başarıya ulaşmak mümkün değildir. Nitekim Kılıçdaroğlu, tüm Avrupa’nın, Amerika’nın, dahili ve harici örgütler ile neredeyse bütün muhalefet partilerinin yanında durmasına rağmen büyük bir hezimet yaşamıştır. İçinde bulunduğu şartlara bakınca % 47,82 büyük ve hak edilmiş bir yenilgidir. Neredeyse bütün dünyanın karşısında ittifak yapmasına ve iktidarının içinde bulunduğu onca olumsuzluğa rağmen, 2023’te % 52,18 ise büyük ve hak edilmiş bir galibiyettir. Söylenecek fazla söz yok, bahane üretmekten de demokrat geçinip Erdoğan’ın zaferini tebrikten geri durmaktan da utanılması gerekiyor. Neticede tarih tekerrür etti, adam kazandı. Bunu kabul etmek de bir erdemdir... Vesselam.
Şartlar hiç bu kadar Erdoğan’ın aleyhine olmamıştı, rüzgar hiç bu kadar muhalif cepheden yana esmemişti, karşı cenah hiç böylesine birleşmemiş, hiç bu kadar örgütlenmemişti. Erdoğan nefreti üzerine inşa edilen muhalefet anlayışı, hiç bu kadar konsolide olmamıştı. Pandemi, ekonomik sıkıntılar, 6 Şubat’taki büyük deprem ve yıkımlar, hep Erdoğan’ın eksi hanesine yazılmıştı.
Kılıçdaroğlu’nun adaylığını açıklamasının ardından başlayan ve seçime kadar süregelen, yaklaşık 2 aylık süreç boyunca, sanki 12 seçim kazanmış lider Kılıçdaroğlu’ymuş gibi davranılıyor, muhalefetçe fonlanan medyada akıl almaz güzellemeler yapılıyordu. Kılıçdaroğlu eliyle kalp yapıyor, birleşmekten, hellaleşmekten, kardeşlikten, geçmişteki hatalara sünger çekip barışmaktan söz ediyor; aynı anda da Demirtaş’a özgürlükten, YPG’nin terör örgütü olmayışından, Suriye’de neden asker barındırdığımızı sorgulamaktan bahsediyordu. Bir yandan da yıllardır aşağılayıcı üslubuna aşina olduğumuz muhalif seçmen ve sanatçılar, Erdoğan’a ve AK Parti’ye oy vermeyi düşünen insanları küçümseyerek elleriyle yaptıkları yalancıktan kalbin nasıl büyük bir yanılsama olduğunu kanıtlıyorlardı. 2 ayın tamamını hizmet stratejisiyle geçiren Erdoğan, İstanbul mitinginin ardından pskilojik üstünlüğü tamamen ele geçirmiş bir şekilde 14 Mayıs’a gelirken, muhalefet tarafında, Erzurum’daki provokasyon ateşlenmeye çalışılarak, nereden çıktığı belli olmayan eli taşlı adamlar üzerinden yine Erdoğan seçmenine hakaret yağdırılmaya devam edilmişti. Son ana kadar kirli siyaset yürütüp yaptıkları zorbalıklarla tabiri caizse kendi adamları olan İnce’yi adeta zorla adaylıktan çektiren Millet İttifakı; 13 Mayıs’ta, Türk bayrağının kaldırılmasına izin verilmeyen HDP-YSP İstanbul mitinginin gerçekleşmemesi için kelimenin tam anlamıyla Demirtaş ve avanesine yalvarmıştı. Masa altından teröristlerle yapılan ittifaktan sıkılıp çekinmemişler ama kararsız seçmenin, bebek katili apo’nun övüldüğü mitingde Kılıçdaroğlu’na destek açıkladığını görmesinden çekinmişlerdi. 14 Mayıs’a işte bu şartlar altında, terörün bir siyasiye ilk kez bu denli açık şekilde “Yürü!” dediği bir atmosferde girdik. Erdoğan’ın başarılı ittifak hamleleri Meclis’te karşılık buldu. Cumhur İttifakı beklenenin de üzerinde bir çoğunluk alırken, CHP yılların % 25’iyle Meclis’teki temsilini, Deva, Gelecek, Saadet ve Demokrat Parti gibi partilere dağıttığı 40 vekille % 21’lere düşürdü. Erdoğan ise % 49,52 ile 50+1 kuralına takıldı ve adaylar tarihimizde ilk kez şahit olacağımız Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerine hazırlanmaya başladı.
Erdoğan’ın 21 yıllık iktidarındaki yıpranma, ona 2018’de, İnce’ye karşı girdiği seçimde aldığı oydan sadece 3 puanlık bir düşüşe mal oldu. Bu da onun için yeterliydi zaten, o gece tam da bu yüzden balkona çıktı. Saat gece yarısını 2 saat geçmiş olmasına rağmen, Ankara’da, parti genel merkezinin önünde bekleyen on binlerce insanın gözlerinin içine bakmaya gitti. Hem keyifliydi hem de duygulanmıştı Erdoğan. “Bu ne aşk, bu ne sevda!” diyerek kalabalığı selamladı ve işte o şiarla 28 Mayıs’a yürüdü. “Yaptık, yine biz yaparız.” dedi, millilik vurgusu yaptı, senelerce garip ve parya muamalesi gören ama onun 21 yılda basamak basamak özgüven aşıladığı vatandaşlarını sardı, sarmaladı. 1994’te tanıdığımız adamla, 2023’te, yaklaşık 30 yılın sonunda, gayretle oradan oraya koşturan adam aynıydı. Millet bunu gördü, iyice hafızasına kazıdı. Öte yandan Kılıçdaroğlu ve seçmenleri, görünüşteki “Şirinler” tadındaki animasyon tarzı imajından hızlı bir şekilde sıyrıldı. Kemal Bey masaya yumruklar vurup kameraların karşısına geçti, şehirleri çevreleyen panolardaki yüz ifadesi bile değişti, suratı asıldı. “Şirin Baba” artık tebessüm etmiyordu. Birden milliyetçilik oynamaya başlayıp seçime 3 gün kala Ümit Özdağ ile protokol imzaladı. O sırada deprem bölgelerinden Erdoğan’a verilen destek nedeniyle seçmeni de boş durmayıp depremzedelere yaptıkları yardımları haram etti, insanlara küfredip bela okudu, kirli ellerin sahte kalpleri de güzelce gün yüzüne çıkmış oldu. Allah’ın hikmeti, seçim 2. tura kalmamış olsaydı, muhalefetin değiştiğine dair bir inanç belirecekti. Belki Erdoğan’a dün oy verenler, bir sonraki tercihlerini şans vermek adına bu cenahtan yana kullanacaktı. Ama buna fırsat bırakmadı CHP, yine CHP’liliğini gösterdi. Sırf kendilerine oy vermediği için bir felaketin altından ezilmiş insanları Tekirdağ Belediyesi kapının önüne koydu, seçmenleri de bunu destekleyip az bile yapıldığını ima etti. Her zamanki gibi ülkenin en az % 50’sine cahil ve aptal damgası yapıştırıldı, sadece Erdoğan’a oy vereceğini söylediği için bir vatandaşa küfür eden yaşlı bir kadın sosyal medyada ikonlaştırıldı, buna karşı çıkanlar da linç edildi, kendisi gibi olmayana yaşam hakkı tanımayanın kim olduğu bir kez daha ortaya çıkmış oldu. Desteğini açıklamayan sanatçıların listelerini yapıp hesap sorma yeminleri ettiler, Erdoğan’ın annesiyle paylaştığı bir fotoğrafı kaydedip seçimden sonra buraya uğrayacağız dediler, mültecilerin onurlu geri dönüşü kavramına itiraz edip insanları mancınıkla fırlatmak gibi fantastik ve ucube fikir sahipleriyle de bir araya gelip ittifakı tamamladılar. “Hepiniz yargılanacaksınız” diye halkı tehdit ede ede geldikleri 28 Mayıs’ta da hala kendilerini kandırmaya devam ediyorlardı. Ondandır ki son dakikaya kadar kazandıklarını iddia etmeye çalıştılar. Ama olmadı. Muharrem İnce’nin seneler önce bir CHP Kurultay’ında söylediği gibi, “Olmuyor, olmayacak.” Çünkü halka yabancılar, halkı sevmiyorlar, hor görüyorlar. Halkı çok incittiler ve hala incitmeye devam ediyorlar. Erdoğan gitsin diye teröristlerle el ele tutuşmayı içlerine sindiriyorlar da Erdoğan’a oy veren insanlara tahammül edemiyorlar. Bunun içindir ki hiçbir zaman “olmayacak.” Şehit kanıyla yoğrulmuş topraklarda, iktidar uğruna teröriste el uzatanların yaşayacağı bir zafer yoktur. Erdoğan, bu ülkenin yarısından fazlasının, çok büyük keşkelerine son vermiş, hayallerini gerçekleştirmiş, sürekli değerlerine ve kutsallarına hakaret edilen o insanları devletin baş tacı etmiş bir adamdır. Her yönüyle rencide edilip dışlanmış kesimlerin elinden tutmuş, çok fazla özlemi dindirmiş, mazlumlara umut olmuştur. Bugün onun zaferi, Kosova’nın, Bosna’nın, Filistin’in de zaferi sayılıyorsa bunda artık hiçbir şüphe yoktur. Daha dünkü “yoldaşına” operasyon çekip onu alaşağı eden, afet yaşamış insanlara oy için yardım edip karşılığını bulamayınca onlara yüz çeviren, hakaret eden, sadece inançlı olduğu için senelerce hayatın her alanında milletin çoğunluğunu hakir görenlerle doğrusuyla yanlışıyla büyük mücadele vermiştir. Bugün zafer kutlaması yapmak üzere yollara, sokaklara dökülen insanlarda hiçbir taşkınlık emaresi, hiçbir zorbalık bulunmadığı gibi 5 yılda bir, ihtiyaç duyulduğunda ortaya çıkıp sevincini yaşayıp ertesi gün de işine gücüne dönen Anadolu’nun irfan sahipleri işte en çok bunun için ona sahip çıkmıştır. 21 yıllık icraat ve ideolojik kavga karnesi pekiyilerle dolu bir adama nefret kusmak ve bu uğurda terörle birleşmek üzerinden siyaset yapıp başarıya ulaşmak mümkün değildir. Nitekim Kılıçdaroğlu, tüm Avrupa’nın, Amerika’nın, dahili ve harici örgütler ile neredeyse bütün muhalefet partilerinin yanında durmasına rağmen büyük bir hezimet yaşamıştır. İçinde bulunduğu şartlara bakınca % 47,82 büyük ve hak edilmiş bir yenilgidir. Neredeyse bütün dünyanın karşısında ittifak yapmasına ve iktidarının içinde bulunduğu onca olumsuzluğa rağmen, 2023’te % 52,18 ise büyük ve hak edilmiş bir galibiyettir. Söylenecek fazla söz yok, bahane üretmekten de demokrat geçinip Erdoğan’ın zaferini tebrikten geri durmaktan da utanılması gerekiyor. Neticede tarih tekerrür etti, adam kazandı. Bunu kabul etmek de bir erdemdir... Vesselam.
Etiketler: