Uzun zamandır geçirdiğimiz en gergin ve stresli seçim sürecini nihayet atlattık. Aradan geçen yaklaşık 1 aylık süreçte, Erdoğan’ın tüm dikkatini yerel seçimlere verdiğini, muhalif cenahın ise, “Seçeriz, beğenmezsek değiştiririz, bizde diktatörlük olmaz” diyerek zoraki desteklediği Kılıçdaroğlu konusunda, istifa seslerini yükseltenler ve devam mesajı verenler arasında sıkıştığını izledik. Haftalardır, 7 cumhurbaşkanı yardımcısı ve hapishaneden aday belirleyen terör destekçisinin telkinleriyle ülkeye bahar getirme sözü veren Altılı Masa’nın birbirine düşüşünü ve CHP’nin içindeki çözülmenin getirdiği kaosu tartışıyoruz. CHP; Deva, Saadet, Gelecek ve Demokrat Partilerine kaptırdığı 40 vekilin hesabını kimden soracağını bile bilemez halde. Küçük masa ortakları, haklarını kendi çabalarıyla kazandıklarını vurgulamaktan bir gün bile geri durmayıp CHP seçmeninin iyice sinir uçlarına dokunuyor. O sırada da, “Demokrat Dede” Kılıçdaroğlu’na karşı en ufak sese anında güçlü mukavemet gösteren parti organları, 15 yıldır kaybetmediği seçim kalmamış bir adamı hala canhıraşça savunurken, Erdoğan’ın meşruiyetini sorgulayıp, galibiyetini “tebrik etmeme” yarışına giriyor. Erdoğan, bundan seneler önce, CHP’nin başında Kılıçdaroğlu oldukça işinin kolay olacağını söylemiş, bunun ters psikoloji etkisi oluşturmak adına ifade edildiğini iddia eden muhalifler, o zaman da dört elle genel başkanlarına sarılmışlardı. Ekmeleddin İhsanoğlu, Muharrem İnce ve tabi Kılıçdaroğlu’nun ta kendisi... Bu üç birbirine benzemez, birbiriyle tamamen alakasız adayın ortak noktası, CHP’nin kemik kitlesinin hiç fire vermeden kendilerini desteklemesiydi. Bu gerçek, senelerdir severek, takdir ederek, benimseyip memnun olarak Erdoğan’a oy veren insanlara “koyun” diyen, CHP seçmenini, hangi kategoriye sokuyor, varın onu sizler isimlendirin..
***
Erdoğan ve AK Parti seçmeninin 20 küsür yıldır işitmediği hakaret kalmadı. Erdoğan’dan önce de muhafazakar, sağ görüşlü insanlar başka başka etiketler adı altında aşağılanır ve bir şekilde bürokraside de memuriyette de sosyal hayatın her alanında da hakir görülüp dışlanırdı. Erdoğan bu insanların yüzü, sesi, duygularının tercümanı oldu. Dolayısıyla güçlendikçe, iktidarını sağlamlaştırdıkça halka parmak sallayanlar, nefretlerinin öznesi olarak onu sembolleştirdi, o öfke ve kin duygusunun baş muhatabı Erdoğan oldu. Böylece yıllar içinde, toplumda kendini yalnız hisseden, inancı ve yaşam tarzı sebebiyle küçümsenen milyonlar gitgide özgüvenini kazandı, özellikle gençlerde bunu görmek daha da mümkün. Fakat kültürel hegemonya ele geçirilemedi. Ondandır ki sanatçı diye geçinenlerle, sosyal medyada tetikçilik yapan faydasızların kara propagandası son yıllarda gittikçe daha çok ses getirmeye başladı. İnsanlara AK Partili olmanın, Erdoğan’a oy vermenin ayıp, kınanması gereken, hakarete hatta küfre maruz kalmayı normalleştirecek bir durum olduğu fikri empoze edildi. Mayıs seçimlerinde epey meşhur olan küfürbaz yaşlı bir kadının gençlerce takip edilen neredeyse tüm ünlü camiası tarafından sempatik gösterilmeye çalışılması, bu kadının adeta bir ikon haline getirilmesi bunun en yakın örneğidir. Onun için, AK Parti, Erdoğan’a oy vereceğini söylediği için namusuna küfür edilen gencecik bir kadının ve onun nezdinde kendilerine gönül veren tüm vatandaşlarının yüzüne bakabilmek istiyorsa, seçmenine sahip çıkmalıdır. Kültürel alanda ezilmelerine izin vermemelidir, son seçimde özellikle, güvenlik endişesi ve milli maneviyatın verdiği sahip çıkma dürtüsüyle sandığa giden seçmene en çok el uzatılacak en çok şükran gösterilecek zaman, bu zamandır. Zira ekonomik sıkıntılara ve depremde yaşananlara rağmen sırtını dönmeyen seçmen, vatanın bekası ve değerlerini, kimliğini özgürce yaşamak için pusulada güven oyunu vermiştir. Zafer sarhoşluğuna kapıldığına daha önce hiç şahit olmadığımız Erdoğan, öyle tahmin ediyorum ki, bu konuda elinden geleni ardına koymayacaktır. Ekonomik manzara elbet düzelecek, depremin, seçim yarışı sırasında belki hatayla da olsa verilen zamların da etkisiyle yaşanan bu olumsuz tablo elbet normale dönecektir. Önemli olan, “250 sene de geçse iktidar olamayacak” olan bu kafanın, vatandaşı zerre kadar üzmesine izin vermemektir. Her seçim zamanı geldiğinde, insanları önce oy verdikleri kişi ya da partiyle, sonra da cahil olmakla suçlayanlar, hakikaten de Muharrem İnce’yi haklı çıkaracak gibi görünüyor. Vesselam.
***
Erdoğan ve AK Parti seçmeninin 20 küsür yıldır işitmediği hakaret kalmadı. Erdoğan’dan önce de muhafazakar, sağ görüşlü insanlar başka başka etiketler adı altında aşağılanır ve bir şekilde bürokraside de memuriyette de sosyal hayatın her alanında da hakir görülüp dışlanırdı. Erdoğan bu insanların yüzü, sesi, duygularının tercümanı oldu. Dolayısıyla güçlendikçe, iktidarını sağlamlaştırdıkça halka parmak sallayanlar, nefretlerinin öznesi olarak onu sembolleştirdi, o öfke ve kin duygusunun baş muhatabı Erdoğan oldu. Böylece yıllar içinde, toplumda kendini yalnız hisseden, inancı ve yaşam tarzı sebebiyle küçümsenen milyonlar gitgide özgüvenini kazandı, özellikle gençlerde bunu görmek daha da mümkün. Fakat kültürel hegemonya ele geçirilemedi. Ondandır ki sanatçı diye geçinenlerle, sosyal medyada tetikçilik yapan faydasızların kara propagandası son yıllarda gittikçe daha çok ses getirmeye başladı. İnsanlara AK Partili olmanın, Erdoğan’a oy vermenin ayıp, kınanması gereken, hakarete hatta küfre maruz kalmayı normalleştirecek bir durum olduğu fikri empoze edildi. Mayıs seçimlerinde epey meşhur olan küfürbaz yaşlı bir kadının gençlerce takip edilen neredeyse tüm ünlü camiası tarafından sempatik gösterilmeye çalışılması, bu kadının adeta bir ikon haline getirilmesi bunun en yakın örneğidir. Onun için, AK Parti, Erdoğan’a oy vereceğini söylediği için namusuna küfür edilen gencecik bir kadının ve onun nezdinde kendilerine gönül veren tüm vatandaşlarının yüzüne bakabilmek istiyorsa, seçmenine sahip çıkmalıdır. Kültürel alanda ezilmelerine izin vermemelidir, son seçimde özellikle, güvenlik endişesi ve milli maneviyatın verdiği sahip çıkma dürtüsüyle sandığa giden seçmene en çok el uzatılacak en çok şükran gösterilecek zaman, bu zamandır. Zira ekonomik sıkıntılara ve depremde yaşananlara rağmen sırtını dönmeyen seçmen, vatanın bekası ve değerlerini, kimliğini özgürce yaşamak için pusulada güven oyunu vermiştir. Zafer sarhoşluğuna kapıldığına daha önce hiç şahit olmadığımız Erdoğan, öyle tahmin ediyorum ki, bu konuda elinden geleni ardına koymayacaktır. Ekonomik manzara elbet düzelecek, depremin, seçim yarışı sırasında belki hatayla da olsa verilen zamların da etkisiyle yaşanan bu olumsuz tablo elbet normale dönecektir. Önemli olan, “250 sene de geçse iktidar olamayacak” olan bu kafanın, vatandaşı zerre kadar üzmesine izin vermemektir. Her seçim zamanı geldiğinde, insanları önce oy verdikleri kişi ya da partiyle, sonra da cahil olmakla suçlayanlar, hakikaten de Muharrem İnce’yi haklı çıkaracak gibi görünüyor. Vesselam.
Etiketler: