23 Mayıs 2026 Cumartesi
SON DAKİKA
Köşe Yazıları 29.06.2016

İstanbul’un Fethi yada Fethin İstanbul’u (2)

716 3 dk 0 yorum
Paylaş:
“Elhamdülillah, ravza-i Murad’da bir gül-i Muhammedi açtı.”  
İşte fethin sahibinin gerçek adı, gerçek unvanı budur. Fatih Sultan Mehmet; Ravza-i Murat’ta açan bir gül-i Muhammedi’dir. Bunun ardından Sultan Murat’ın fermanıyla (Şehzâde Mehmed'in kudûmü şânına)  âleme gülab-ı meserret saçılmıştır.”
Sultan II. Mehmet’i farklı kılan hususiyet sadece bunlar değildir elbette. Onu farklı kılan ve ‘’Fatih ‘’ yapan, yola çıktığı ilk günden, kuşatmanın kaldırılması karşısında her türlü vergi ve haracın verileceğinin söylendiği ana kadar takip ettiği “inanç ve irade çizgisi”dir.  Bu hassas inanç ve çelik iradenin o günkü tarihte emsali görülmemiş dışa vurumu Fatih’in: “Gök yıkılsa onu mızraklarımızla ayakta tutarız” şeklindeki ifadesinde saklıdır. Nitekim bu inanç ve irade Bizans’ın kuşatmanın kaldırılması talebine, Fatih’in verdiği cevapta da ortaya çıkmıştır. Bu cevap:  "Buradan gitmekliğim kabil değildir; ya ben şehri zabtederim, yahut şehir beni ölü veya diri olarak zabt eder!” cümlesiyle tezahür etmiştir. Şüphesiz Fatih Sultan Mehmet’in özelliklerini ve farklılıklarını saymak bu yazının hacmini aşar.
İstanbul’un fethinin temel unsuru ve esas nedeni “Fetih” olayının bizatihi kendisidir.  Fetih olayı bir toprak parçası almak değil “İstanbul’u alıp gülzar yapmak”tır. Bunun Fatih’in şahsındaki ifadesi onun Fatih Külliyesi’nin vakfiyesinde yazdırdığı şu ifadede saklıdır:
“Hüner bir şehir bünyâd itmekdür /Reâyâ kalbin âbâd itmekdür.” 
İstanbul’un Fethi olayı günlerce konuşulacak kadar ehemmiyetli, bir o kadar da enteresanlıklar içeren bir olaydır. Fetih olayının nasılını ve niçinini en güzel ifadelerle Yahya Kemal Beyatlı, “İstanbul’un Fethini Gören Üsküdar” isimli şiirinin ölümsüz mısralarıyla ortaya koymaktadır. 
İstanbul gibi şiire benzeyen bir şehir, şiire benzeyen bir fetih ve gerçekten şair olan ve Avnî matlaını kullanan ve bir gazelinde:“Avni Hakkı himmet-i cünd-i Ricâlüllah ile, /Ehl-i küfrü serseter kahreylemektir niyyetim” diyerek Allah’a olan tevekkülünü ve “Ricâlüllah”a olan güvenini dile getirmiş olan Fatih Sultan Mehmed’i anlatmaya çalıştığımız bu küçük  yazımızda son söz yine şiirin olmalı:
“Aştık geçilmez dağlar üstünden
Öyle vakur, öyle heybetli
Vardık ot bitmeyen vadilere
Ayağımız değdi yeşerdi!
Gönlümüzde büyüklüğü Asya’nın
Yıktı köhneliğini orta zamanın
Zamanın karanlığı ortasında
Şimşek örneği parlayan kılıcımız
Nur yağdırdı aydınlık yeni günlere
Eskilik, karanlık düşüverince yere,
Dağlar, denizler misali,
Yol verdi gemilere!
Sustu kulakları tırmalayan çan;
Burca bayrak dikince, Ulubatlı Hasan!”
Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.