23 Mayıs 2026 Cumartesi
SON DAKİKA
Köşe Yazıları 20.05.2016

İstanbul’un Fethi yada Fethin İstanbul’u (1)

929 3 dk 0 yorum
Paylaş:
BİZDE “Dağ” deyince Balkan, “Nehir” deyince Tuna, “Fetih” deyince de akla İstanbul’un fethi gelir.  İstanbul’un fethinden nerde bahis olsa akla ilk gelen şey de; Sultan Fatih’in dev topları Edirne’de döktürdüğü, orduyu Edirne’de hazırladığı ve bu dev toplarla fethi gerçekleştirdiğidir. Ardından; bu toplarla görevli askerlerin de Üsküplü olduğudur. Bunun da ardından kadırgaların Kağıthane üzerinden Haliç’e kadar karadan yüzdürüldüğüdür. Şüphesiz bunlar önemlidir. Ama bütün bunların arka planında olanlar nelerdir? Ta 688 yılından itibaren İslam orduları tarafından tam 22 kez kuşatılıp fethedilemeyen, Fatih’den önce ve son kez büyük bir ısrarla II. Murat Han tarafından kuşatılıp fethedilemeyen bu kentin  fethinin genç bir padişah tarafından gerçekleştirilmesinin arka plânında var olan temel unsurlar, esas nedenler nelerdir? 
Tarihçilerin: “Bir çağı kapatıp yeni bir çağı açan” olayı olarak ya da “şehir düştü”  diyerek kayıt altına aldığı bu fetih olayı; gerçekten sıradan bir fetih olmaktan çok ötede bir olaydır. Bu fethin temel unsurlarını ve esas nedenlerini üç temel noktada toplamak mümkündür. Bu üç temel nokta sırasıyla; fethedilen mekânın yani İstanbul’un farklılığı, fethi gerçekleştiren kişinin yani Fatih Sultan Mehmed’in sıra dışı kişiliği, bizatihi fetih olgusunun kendisidir.  
Önce fethedilen yerin yani İstanbul’un farklılığı ile başlayalım: Fethedilen yer yani İstanbul;  Fahr-i Kainat Hz. Muhammed Mustafa (SAV)’nın “Kostantiniyye elbet fetholunacaktır” diye haber verdiği ve “Onu fetheden asker ne güzel askerdir” diye ifade ettiği müjdesine nail olmak üzere, kapısının önüne gelen ve orada yapılan son saldırı öncesi askerlere hem hasta ve hem yatalak olduğundan:  “Askerler, yarın son kez saldıracaksınız, ne olur benim bedenimi en ön saflara kadar taşıyınız ve orada bırakınız. Bu cansız bedenimin orada kalması, Hz. Peygamber’in müjdelediği asker olmamın nişanesidir” diye adeta yalvaran ve gerçekten de istediği üzere şehit düşen Ebu Eyyubel Ensari’yi bağrında saklayan bir yerdir. 
Fethedilen yerin yani İstanbul’un farklılığı elbette bundan ibaret değildir. O sıradan bir şehir olmanın çok ötesinde güzel bir beldedir, “Beldetün Tayyibetün”dür. İstanbul, fethedilmesi uğruna bir cihan devletinin tahtının bir cihan padişahı tarafından gözünü kırpmadan terk ettiği bir şehirdir. Asırlar önce yaşanmış olan bu olayın, şu anda yaşadığımız şehir olan Edirne’de gerçekleşmiş olmasının ayrı bir önemi ve güzelliği vardır. 
İstanbul’un fethindeki ikinci temel unsur ve esas neden fethedende yani Sultan II. Mehmed’in kişiliğindedir. Fatih’in Edirne’de gerçekleşen doğum gecesinde,  II. Murad Han, oğlunun doğumu yaklaşıncaya kadar uyumamış, gece boyunca Kur’an-ı Kerim okumuş ve doğacak çocuğun müjdesini beklemiştir. Allah-u alem tam Fetih Suresini okuyorken beklediği müjde gelmiş ve kendisine: “Sultanım, müjdeler olsun, bir oğlunuz oldu” denildiğinde,  II Murat Han’ın dudaklarından gayrı ihtiyari hafızalardan silinmeyecek şu mısra süzülmüştür: (Devamı bir sonraki sayıda)
Etiketler:

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

0 / 255

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yalnızca adınız ve yorumunuz görüntülenir.