Bundan yaklaşık 80 yıl önce, kamplarda toplanıp ölüme terk edilen, o zamandan bu günlere kadar da bunun mağduriyetinin her mecrada propagandasını yapan, dünya kamuoyunun büyük çoğunluğunda adeta tarihte acı çekmiş tek kavim kendileriymiş gibi bir bilinçaltı oluşmasını sağlayan Yahudiler, Hitler’den gördüklerini ve daha beterini senelerdir, resmi bir ordusunun kurulmasına dahi izin verilmeyen, silahsız, masum Filistinlilere uyguluyor. Kutsalları, ilkeleri, insani hiçbir değerleri yok. Ortada bir savaş olduğundan söz etmek mümkün değil, zira karşılıklı iki ordu yok. Hal böyleyken, bugün televizyon ekranlarında veya sosyal medyada her geçen dakika yeni çocuk ölümü haberleri hayatımıza düşerken, insan yalnızca dehşete kapılabiliyor. Ne yazık ki fazlası olmuyor, elimizden gelen bir şey yok, İslam dünyası gaflet içinde sessizlikle olanları izliyor.
İsrail’deki çatışmadan kaçan Yahudiler soluğu Antalya’da İstanbul’da huzurla alabiliyor. Çünkü 6 asırlık medeniyetin evlatlarının vatanı hala güvenilir, hala sığınmak için bir kale. Ve ne hikmetse, gelenler Müslüman olmadığı için, mülteci düşmanlarının ağzından tek laf çıkmıyor. İnsanlık tarihinde görülmemiş bir eziyet, neredeyse 60 yıldır süregeliyor ve bu yaşananların hepsi, sivil konvoyların vurulması, hastanelerin ve camilerin bombalanması, elektrik ve suyun kesilmesi, 2 milyon insanın göz göre göre katledilmesi, hepsi ama hepsi Müslüman oldukları için Filistinlilere reva görülüyor. Onların bu halde olmasının müsebbibleri ise hala utanmadan mağdur edebiyatı yapabiliyor ve hatta bizim ülkemizde dahi kendine destekçi görebiliyor. Sorunca diyorlar ki İsrail’in kendini savunma hakkı var ama Filistinlilerin yok, İsrail topraklarını koruyor ama Filistinliler koruyamaz, İsrail terörle mücadele ediyor; hastanelerde can çekişen kadın ve çocukları, namaz kılan insanları vurarak... Bunları olduğu gibi, bu haliyle tüm dünyaya hitap ederek söyleyen tek siyasi lider Erdoğan. Bunu üzülerek yazıyorum. Bu yalnızlık çok acı verici, insanı kahrediyor. Mısır’ın başındaki, Gazze halkı sabretsin diyor; diğer Arap ülkelerinin başındakiler ya politik mesajlar vermekle ya da sessiz kalmakla meşgul. Sınırların yanıbaşındaki devletlerin hiçbirinden böyle bir girişim olmayışıysa eminim hepimizi çileden çıkarıyor. Ama şiirde dediği gibi, belki politik ve ekonomik gücünü zorlayarak da olsa, tarihi mirasının ve kültürel ahlakının gereğini yine bizim güzel vatanımız, güzel devletimiz yapıyor; “Vefalı Türk geldi yine, selam Türk’ün bayrağına!” Yanında ancak bu kadar olabildiğimiz Filistinli mazlumların Allah yar ve yardımcısı olsun.
İran’ın ne niyetlerle fonladığı belli olan Hamas ile İsrail’in, o mazlumların kanını akıtmak için sürdürdüğü bu danışıklı dövüşün, o masum canlar için hayırla ve huzurla bitecek sonunu görmek bizlere nasip olsun. Bunlar şüphesiz ki, insanları kadın, çocuk, yaşlı ayırt etmeksizin katledenlere sesini çıkartmayan, sözde medeniyet, demokrasi, insan hakları temsilcilerinin sahnedeki son görüntüleridir. Bu sahneye bir asırdır içeride ve dışarıda Batının vagonunda konforlu yolculuk yapanlar da bizlerle beraber şahit olacaktır. Zirveye tırmanan “Zulüm” trenin son yolculuğudur. İnşaAllah. Vesselam.
İsrail’deki çatışmadan kaçan Yahudiler soluğu Antalya’da İstanbul’da huzurla alabiliyor. Çünkü 6 asırlık medeniyetin evlatlarının vatanı hala güvenilir, hala sığınmak için bir kale. Ve ne hikmetse, gelenler Müslüman olmadığı için, mülteci düşmanlarının ağzından tek laf çıkmıyor. İnsanlık tarihinde görülmemiş bir eziyet, neredeyse 60 yıldır süregeliyor ve bu yaşananların hepsi, sivil konvoyların vurulması, hastanelerin ve camilerin bombalanması, elektrik ve suyun kesilmesi, 2 milyon insanın göz göre göre katledilmesi, hepsi ama hepsi Müslüman oldukları için Filistinlilere reva görülüyor. Onların bu halde olmasının müsebbibleri ise hala utanmadan mağdur edebiyatı yapabiliyor ve hatta bizim ülkemizde dahi kendine destekçi görebiliyor. Sorunca diyorlar ki İsrail’in kendini savunma hakkı var ama Filistinlilerin yok, İsrail topraklarını koruyor ama Filistinliler koruyamaz, İsrail terörle mücadele ediyor; hastanelerde can çekişen kadın ve çocukları, namaz kılan insanları vurarak... Bunları olduğu gibi, bu haliyle tüm dünyaya hitap ederek söyleyen tek siyasi lider Erdoğan. Bunu üzülerek yazıyorum. Bu yalnızlık çok acı verici, insanı kahrediyor. Mısır’ın başındaki, Gazze halkı sabretsin diyor; diğer Arap ülkelerinin başındakiler ya politik mesajlar vermekle ya da sessiz kalmakla meşgul. Sınırların yanıbaşındaki devletlerin hiçbirinden böyle bir girişim olmayışıysa eminim hepimizi çileden çıkarıyor. Ama şiirde dediği gibi, belki politik ve ekonomik gücünü zorlayarak da olsa, tarihi mirasının ve kültürel ahlakının gereğini yine bizim güzel vatanımız, güzel devletimiz yapıyor; “Vefalı Türk geldi yine, selam Türk’ün bayrağına!” Yanında ancak bu kadar olabildiğimiz Filistinli mazlumların Allah yar ve yardımcısı olsun.
İran’ın ne niyetlerle fonladığı belli olan Hamas ile İsrail’in, o mazlumların kanını akıtmak için sürdürdüğü bu danışıklı dövüşün, o masum canlar için hayırla ve huzurla bitecek sonunu görmek bizlere nasip olsun. Bunlar şüphesiz ki, insanları kadın, çocuk, yaşlı ayırt etmeksizin katledenlere sesini çıkartmayan, sözde medeniyet, demokrasi, insan hakları temsilcilerinin sahnedeki son görüntüleridir. Bu sahneye bir asırdır içeride ve dışarıda Batının vagonunda konforlu yolculuk yapanlar da bizlerle beraber şahit olacaktır. Zirveye tırmanan “Zulüm” trenin son yolculuğudur. İnşaAllah. Vesselam.
Etiketler: