Son dönemde ekonomi yönetiminin vergi disiplini ve denetimler üzerindeki vites yükseltmesi, şirketler kesimini oldukça dar bir boğaza sürüklemiş durumda. Özellikle sermaye şirketleri için "vergi yükü" artık sadece kârın üzerinden alınan bir pay değil, karmaşık bir maliyetler silsilesine dönüşmüş durumda. Bugün bir mali müşavir veya işletme sahibi gözüyle baktığımızda, karşımıza çıkan tablo oldukça düşündürücü.
Vergi yükü göründüğü gibi değil: %36,25 mi, daha fazlası mı?
Kağıt üzerinde %25 olan Kurumlar Vergisi (KV), madalyonun sadece ön yüzü. Şirketlerin kâr dağıtımına zorlanması ve bu dağıtım sırasında uygulanan %15’lik stopaj eklendiğinde, dolaylı vergi yükü daha ortakların cebine para girmeden %36,25 seviyesine ulaşıyor.
Ancak hikâye burada bitmiyor. "Sermayenin gerçek maliyeti" asıl burada başlıyor. Kâr payını alan ortak, eğer belirli limitleri aşarsa bu kez şahsi olarak Menkul Sermaye İradı (MSİ) vergisiyle karşı karşıya kalıyor. Özellikle brüt 4,7 milyon TL eşiği aşıldığında, devreye giren ilave gelir vergisi yüküyle birlikte toplam vergi maliyeti %40’ları aşarak sermayeyi adeta eritiyor.
Şirketlerin hareket alanı daralıyor
Vergi yükünün yanı sıra operasyonel kısıtlamalar da cabası. Şirket kasasındaki paranın kullanımına dair getirilen sıkı denetimler, bankadaki mevduatın yönetimi ve "ortak borçlanmaları" üzerindeki kısıtlamalar, şirket yapısını bir "güvenli liman" olmaktan çıkarıp "hareket edilemeyen bir kale" haline getiriyor.
Şahıs firmaları yeniden mi avantajlı?
Tüm bu tabloyu yan yana koyduğumuzda; vergi oranlarının kademeli olması, nakit yönetiminin daha esnek yapısı ve karmaşık kâr dağıtımı süreçlerinin olmayışı nedeniyle şahıs firmaları, sermaye şirketlerine karşı ciddi bir avantaj elde etmeye başladı.
Geldiğimiz noktada yatırımcı ve girişimci şu soruyu soruyor: "Büyümek ve kurumsallaşmak mı, yoksa şahıs firmasının esnekliğinde vergi yükünü optimize etmek mi?" Mevcut denetim baskısı ve vergi mimarisi, ne yazık ki sermayeyi kurumsallaşmadan ziyade, daha küçük ve esnek yapılı şahıs işletmelerine doğru itiyor gibi görünüyor.
Kısa kısa... Kısa kısa...
- 2026 yılı Mayıs ayı için kira artış oranı %32,43 olarak uygulanacaktır.
- Yeni Kanunla Doğum izinleri yani Analık izni süreleri yeniden düzenlendi.
7578 Sayılı Kanunum 15.maddesiyle 4857 sayılı iş kanunun 74.maddesi aşağıdaki gibi revize edilmiştir.
Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra onaltı hafta olmak üzere toplam yirmidört haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır.
Çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir.
Ancak, sağlık durumu uygun olduğu takdirde, doktorun onayı ile kadın işçi isterse doğumdan önceki iki haftaya kadar işyerinde çalışabilir.
Bu durumda, kadın işçinin çalıştığı süreler doğum sonrası sürelere eklenir.