22 Ekim 2019 Salı   

Mustafa HATİPLER / Yrd. Doçent / Öğretim Üyesi / Rumeli Mektupları

ZOR AMA ÖNEMLİ GÜNLER

 

TÜRKİYE Cumhuriyeti, sosyal, siyasal ve ekonomik yönden büyük saldırılar altında yoluna devam ediyor. Öyle ki bazı saldırılar, değişik boyut ve suratlarıyla defalarca saldırıyor saldırıyor. Suriye’de yapmak istediklerimizin nasıl engellendiği, nasıl engellenmek istediği çok açık ortada. ABD’nin terör örgütü ya da gruplarına yaptığı askeri yardımlar uzun zamandır aleniyet makamında. ABD’nin F-35 konusundaki tavrını yazmaya bile gerek yok. 
Böyle zamanlar, insanların tercihlerinin ortaya çıktığı, içlerinde sakladıkları aslanı sokağa salıverdikleri zamanlardır. Yıldırım Bayezid’in Timur’la yaptığı Ankara Savaşı’nda son dakikada iç (aslında hiç olmalı) hesaplaşmaların nasıl ortaya çıktığı ve birilerinin nasıl saf değiştirdiği bilinen tarihi gerçekler. Keza Balkan Harbi’nde Edirne’nin gözden çıkarılması da böylesine bir iç hesaplaşmanın bir başka türü.
Türkiye yakın dönemde bu hesaplaşmaların ağır vetiresini ödeyerek yoluna devam ediyor. Bir MGK toplantısında Anayasa kitabının atılması/tutulması olayıyla allak bullak olan bir ekonomiden ABD’nin, Dolar operasyonuna rağmen ayakta duran bir ekonomiye geldiğimizi göz ardı etmek doğru değil. Bugünlere kolay gelinmedi. Yıllarca PKK terör örgütüne eğitim kampları tahsis eden, terör elebaşısını da misafir eden Suriye’ye bir söz edemediğimiz günlerden sınır ötesi operasyonlar yaptığımız bugünlere gelindi.  Üstelik 15 Temmuz 2016’da, FETÖ’nün hain darbe girişimine rağmen ayakta duran bir ülke gerçeğini yaşıyoruz. 
Böyle dönemler bir terazi/tartı dönemleridir. Böyle dönemler aynı zamanda mihenk taşı günleridir. Mihenk taşının bir denek taşı, altının saflık derecelerinin belirlenmesinde kullanılan siyah renkli, silisli taş olduğunu bilirsiniz. Altın saflık derecesinin anlaşılması /ölçülmesi için önceden bilinen başka bir metal ile önce bu taşa sürtülür. Böyle dönemlerde ölçülür insanın kaç ayar altın olduğu. Dostluk böyle günlerde belli olur. 
Tam da bugünlerde ortaya çıkan bir başka olay da Diyarbakır’daki annelerin HDP İl binası önünde başlattıkları oturma eylemidir. Bu aslında bir eylem değil bir yürek feryadıdır. Bu feryadı sulandırmak, bu feryada karşı başka adresler göstermek, bu feryada karşı sessiz kalmak samimiyetsizliğin en bariz, en açık örneğidir. 
Kadınlarla ilgili en küçük bir olayda feryad u figan koparanlar, ortalığı toza dumana boğanlar, Diyarbakırlı bu annelerin sesini sedasını –nedense- duymadılar.  Ya da duydular ama pek ciddiye almadılar. Diyarbakırlı annelerin, babaların: “Oğlumu siz dağa kaçırdınız, onu geri getirene kadar buradan ayrılmayacağım”  sözlerinin ardında saçma sapan gerekçelerle duymazdan gelmenin adı, insanlıktan çıkmış olmak olsa gerek. Bu sesin duyulması, bu sesin desteklenmesi için ne olması gerekir acaba? Bir anne için evladının dağa kaçırılmasından daha ağır daha acı ne olabilir? 
Ufak-tefek toplumsal olaylara gösterdikleri tepkiyi, bu annelerin sesine destek vermekten sakınanlara söylenecek hiçbir söz yoktur. Onlar, fildişi kulelerinde ahkam kesmeye devam etsinler.

Tarih: 17 Eylül 2019 Salı    Hit: 756




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol