23 Ekim 2020 Cuma   

Sadık KAHRAMAN / Gazeteci Yazar / Şehir ve İnsan

YOK BİRBİRLERİNDEN FARKLARI

 

AHLAK bekçiliği yapmayı çok seven halkımız ahlakı ideolojilere göre sınıflandırmaya da bayılıyor ne yazık ki. Namussuza namussuz, karaktersize karaktersiz, sapığa sapık, hırsıza hırsız, tecavüzcüye tecavüzcü demeden önce suçlunun/şüphelinim hangi partiden, hangi görüşten olduğu öğrenilmeye çalışılıyor. Öyle bir toplum haline geldik ki insanlar “kendi” sapıklarını, hırsızlarını, yalancılarını koruyor ve adeta birbiriyle yarıştırıyor. “Benim oy verdiğim daha az sapık, daha az namussuz!” diye birbirlerini yiyor. 
Geçen haftalarda gündemi meşgul eden Didim Belediye Başkanı Ahmet Deniz Atabay’dı bunları aklıma getiren. Atabay’ın adı bir tecavüz skandalına karıştı. Önce suçlamaları reddedip kendisinin içinde olduğu iddia edilen görüntülerdeki kişinin kendisi olmadığını söylerek serbest bırakıldı, sonra görüntülerdeki kişinin kendisi olduğunu söyleyip bu görüntülerin medyadan kaldırılması talebinde bulundu. Atabay hala görevinin başında. Kokuşmuş siyaset aleminde tek kişinin dahi sesi çıkmıyor. Ne belediye başkanının parti başkanı Kılıçdaroğlu bir kelam ediyor ne de İçişleri Bakanı. Devletin her kademesinde ortadan kaldırılmasına dikkat ve özen gösterilmesi gereken en temel ahlaki değerler bile ne hükümetin ne de bu ilgili vakanın baş aktörü belediye başkanın partisinin umurunda dahi değil. Parti tabanlarından söz etmiyorum bile. AK Parti ve MHP’liler CHP’lilere saldırırken CHP’liler hemen “Ensarcılar” yaftası yapıştırıp konuyu kapatmaya çalışıyor. Her iki taraf da birbirini sırf sapıkların sözde ideolojik farklılıkları yüzünden nefretle “tecavüzcü” diye etiketlemekten çekinmiyor. 
Geçen ay bir sözde hocanın kepazeliği hakkında konuşuluyordu. O zaman işi İslamiyet’e küfür etmeye götürenler bugün CHP’li belediye başkanının çelişkili işleyen hukuki sürecinde kendisine yöneltilen suçlamaları ilgili belediye başkanından bile önce katiyyen reddediyor ve canhıraşça onu savunuyor. Halbuki işte asıl mesele burada. Tecavüzün, sapıklığın, sahtekarlığın, yolsuzluğun, yalancılığın ideolojisi, dünya görüşü olmaz, olmamalı. Habuki bizde herkes kendinden olanı tecavüzcü bile olsa koruyor. Hükümet de buna sessiz kalıyor. Yapılması gereken denetimler, güvence altına alınması gereken kamu güvenliği ve kamu yararı, birer vatandaş olarak her birimize sağlanması gereken devlete ve adalete olan inanç maalesef ihmal ediliyor, önemsenmiyor, yok ediliyor. Sistemli ve bilinçli şekilde üstünlerin hukuku yürütülmeye devam ediliyor. Olay televizyon ekranlarımızın en çığırtkan namus polisi Mehmet Metiner’e sorulduğunda “Özel hayata karışamam” deyip işin içinden çıkıyor. Bu göz yummalar, bu güçlüyü korumalar, bu ahlaksızlıklara sessiz kalmalar nereye kadar? Nasıl oluyor da böylesi bir suçlamanın karşısında böylesi bir çelişkiye düşmesine rağmen belediye başkanı görevinde kalabiliyor? Nasıl vicdanı ve ahlak anlayışı buna el veriyor? Nasıl oluyor da bu başkanın partisinin başkanı tek kelime etmiyor? Nasıl oluyor da partideki kimse sesini çıkarmıyor? İçişleri ve Adalet Bakanları nasıl susabiliyor? Tabanlar birbirini kırıyor, her taraf kendi suçlusunu aklamanın bir yolunu buluyor; suçu işleyenler de ceplerindeki milyonlar ve oturdukları makamlarla, kıs kıs gülüp onların savaşını izliyor. Ne acı.

Tarih: 14 Ekim 2020 Çarşamba    Hit: 2296




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol