21 Ekim 2018 Pazar   

Muhammed SANCAKTAR / Bosna Sancak Kültür ve Yrd. Derneği Bşk. / Bayrampaşa Rumeli Balkan Platformu Bşk. / Geniş Açı

VATANIMIZIN KIYMETİNİ BİLELİM

 

MALUM son yıllarda ülkemizin en büyük sorunlarından biri sığınmacı ve göçmen sorunudur. Türkiye gerek coğrafi ve stratejik konumu ve gerekse halkının misafirperver ve hoşgörülü olması nedeniyle bizden daha doğuda yaşayanlar için her zaman cazibe merkezi olmuştur. “Doğunun en batısı,batının en doğus’’ sözü tam anlamıyla Türkiye için söylenmiştir. Asya, Afrika, Ortadoğu ve diğer doğu ülkelerinin sığınmak istedikleri yer Türkiye iken, son yayınlanan  istatistiklere göre başta Almanya olmak üzere AB ülkelerine vatandaşlık başvurusu yapıp vatandaş olma sıralamasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının 5. sırada olduğu söyleniyor. Şunu unutmamak gerekir ki,ülkemize gelip bize sığınan ve çoğu zor şartlarda yaşayan insanların, içinde bulunduğu durumu göz önüne alırsak gideceğimiz batı ülkelerinde pek de hoş karşılanmayacağımız aşikâr.
Son günlerde sosyal medyaya dolaşan çok anlamlı  bir yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum.
“Herkeste bir gitme arzusu. Dolar uçuşa geçmesi canını sıkıyor, sınırımızda savaş, içeride terör belası, biliyorum. Ama, nereye gideceksin ki zaten?
Ecnebi bir memleketin içinde debeleneceksen, git. Şehirden sıkıldıysan, trafikteki kornalar ruhunda çalıyorsa, asansördeki selamsız adam yüzüne bön bön bakıyorsa, damızlık bir tip omuz atıp geçiyorsa sokakta, masandaki dosyalar çalıştığın plazanın maketi gibi yükseliyorsa önünde, yürüyen bantta gibi hissediyorsan hayatta kendini; git.
Küçük bir kasabaya git, yerleş. Küçül, kalabalıktan uzaklaş, ruhunu temizle. Ama sıkılırsan, gel.
Artık Amerika’yı falan unut bir kere. Bu seçimden sonra oraya gidip anca beyaz Amerikalıların çimlerini biçersin. Amerikalılar Kanada’ya kapağı atmak için başvuru sitelerini çökertiyorlar yoğunluktan, senin orada ne işin var?
Meksikalılar, Kübalılar, El Salvadorlular, Porto Rikolular işgal etmiş zaten memleketi. İngilizcen yetmez, İspanyolcayı ana dil yapman lazım. Hintliler, Çinliler neredeyse bir Avrupa ülkesi kadar kalabalıklar. Sen işini gücünü bırakacaksın da, Amerika’ya yerleşeceksin cıbıl cıbıl. Kendine Türk arkadaş arayacaksın. Sonra sorgulayacaksın kendini, bu arkadaşımla Türkiye’de olsak arkadaşlık eder miyim?
Almanya’ya da gitme mesela. Fenalık gelir. Saat 9 dedin mi sokakta adam bulamazsın. Oranın düzeni bizim insanı ruh hastası yapar. Karınca gibi planlı, düzenli, analitik olamazsın sen. İlla ki kaytarmak isteyeceksin, bir kısa yol bulmaya çalışacaksın hayatta. Almanya’da yemez bunlar. Burada Almancı, Almanya’da yabancı olacaksın. Kapını bir kez çalmayacak hiç bir Alman komşun. Ancak fazlaca gürültü yaparsan ‘Polizei’ gelir kapına, ona dert anlatacaksın.
Uzak yerlere gitme. Avusturalya mesela. Ya da dünyanın en yaşanılası yeri falan diye Yeni Zelanda’yı hedefleme. Arkanda kimse bırakmadın mı? Birine bir şey olsa, dönüp gelemezsin. Dünyanın bir ucu dedikleri yer oralar işte. Çok medeniymiş, çok mutluymuş insanlar. Evet öyle. Ama sen onlardan değilsin ki? Yanında kafanı da alıp götürdüğün için, Sydney’de bir kafede mutlu mutlu oturup ilkokul arkadaşın Samet’in Facebook sayfasına bakacaksın.
Çok soğuk yerlere de gitme. Herkesin medeniyet rüyası Kanada’ya sakın gitme mesela. Tam on bir yıl orada kalıp dönen arkadaşıma ‘neden döndün’ deyince, on bir yılını şöyle özetledi: ‘çok soğuk be dostum!’ Soğuk yere alışamazsın sen. Bizim bünyeler güneş ister. Bazen günün ortasında felekten bir saat çalıp, güneşin alnında  durulanmak ister bizim bedenler. Bir de çay oldu mu yanında. Hele bir de senin gibi zamanı bol bir dost, ömre bedel...
Kapının önündeki 3 ton karı küreyemezsin sen Kanada’da. Ellerin plaza eli, bedenin Akdeniz bedeni. Birine yaptırayım desen, Türkiye’deki Genel Müdür maaşını isterler. Sinirlenip kürek takımı alırsın, iki kürer, sonra bakakalırsın.
Çok medeni, mekanik Avrupa’da bir yer seçme Almanya dışında da. Irkçılık almış başını gidiyor. Birinci sınıf vatandaş olamayacağın bir memlekette nasıl huzur bulacaksın? Kara kafalar diyorlar bizim gibilere İskandinav dostlar, bilir misin?
- Ben çipil sarışınım arkadaş, kendimi aryan ırk arasına yediririm,
- Gider orada bir Türk mahallesine yerleşirim, Brüksel’de Burdurlular Kahvehanesinde takılırım,
- Biz zaten İtalyan’a benziyoruz milletçe, aralarına karıştım mı kimse anlamaz, gibilerinden bir diyeceğin varsa sen bilirsin. Ama gittiğin yerde hep yabancı kalacaksın, unutma. Türk kahvesinde bir Euro’ya içtiğin  çay bile hasret kokacak.
İngiltere’yi hiç düşünme. Çünkü İngiltere deyince Londra’yı düşlüyorsun biliyorum. Gofret kolisinden hallice bir apartman dairesine, Türkiye’deki yıllık maaşının yarısını vereceksin bir ayda. O da Londra’nın merkezinde falan değil ha, trene binip şehre gideceğin mesafede. Hesabını baştan yap. Londra’nın merkezinde oturman için ya bir prensle evleneceksin, ya da Chelsea’de top oynayacaksın. İkisi için de geç değil dersen, bilemem. Bence para biriktireceğine antrenmanlara başla, daha büyük bir ihtimal var. Sürekli yağan yağmurunu, hep kapalı havasını saymıyorum bile. Bizi bozar. Sütlü çayını içer, içinden bir Ege türküsü söylersin. Londra dışını hiç düşünme sakın. Adanın diğer bölgelerinde mesela bir bara girsen gece yanlışlıkla, kırmızı burunlu holigan abilerin bakışlarından öyle korkarsın ki, bırak İngiltere’de kalmayı, köyündeki halanın evine yerleşmeyi tercih edersin.
Sayacak yer de çok, her birine takacağım kulp da. Aslında demek istediğim şu; gitmeyin güzel insanlar, biz kardeşiz. Gittiniz mi birbirimizi özleriz. Yılda bir gelinen tatille falan da geçmez hasretimiz.
Kısacası; biz cennette yaşıyoruz. İyisiyle kötüsüyle bu vatan bizim. Hepimizin, bizi bizden  başka  kimse anlamaz, biz bir olursak  kimse bizimle baş edemez. Bunu çok iyi bilmeliyiz. Bizi bizden başka kimse sevmez”.
Kalın sağlıcakla...

Tarih: 17 Nisan 2018 Salı    Hit: 326




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol