14 Aralık 2019 Cumartesi   

Vildan SERDAR / Şair / Yazar / Rumeli İzlenimleri

UTANIYORUM SENDEN...

 

BENİ affet Allah’ım! Ben sürekli hata ediyorum. Yanlışlarla dolu hayatım. Pek çoğuna engel olamıyorum. Bazıları gerçekten benim elimde değil. Ama değiştirmeye gücümün yettikleri de az değil!
Sonbaharın hüznü yüreklere çöreklene dursun. Bir yıl daha ömrümüzden kayıp gitsin. Tutabilir miydik? Küçük iyilikleri serpiştirebilirsek hayatımıza, büyük mutluluklar getirebilirler ardları sıra. Hiç olmazsa o günümüzün neşeli geçmesine neden olurlar. 
Peki şükür neresindedir ömrümüzün? 
Bu yıl bahçemize Halil İbrahim bereketi mi karıştı? Allah-u âlem. Her ne kadar komşularla beraber tüketmeye niyet etmiş olsak da O’ndan gelen rızıkları, başarabilmemiz mümkün müydü?
Aylardır halk pazarına çıkmıyorum. İhtiyacımız, bahçemizden gelen organik sebze ve meyvelerle karşılanıyor. Bunun şükrünü tam olarak eda edemediğim için gerçekten çok üzgünüm. Artık kış sezonuna girdik, belki pazara çıkmamı gerektirecek bir şey olur diyerek buz dolaplarını kontrol ettim. İkisini de ardına kadar açıp karşılarına geçip düşündüm. Utandım Rabbim’den. Hem de çok utandım. Üst üste ağzına kadar doldurduğum bu soğutucular bizi bir ay rahat idare ederdi. Nasıl da depolamıştım duyarsızca. Ezildim, “Yazıklar olsun sana!” diyerek sitemler ettim şahsıma. Bencilliğin bu kadarını yakıştıramadım kendime. Evsizler, yurtsuzlar sıra sıra dizildi gözümün önüne. Hesap gününün çetin manzaralarının hayaliyle irkildim...  
İsraf çılgınlığına”Dur!” diyemediğim mutfağımdan, zincirleme işlerin bitimsiz işkencesinden yakamı neden kurtaramadığım gün gibi aşikardı.  İşin bu boyutu ne acıdır ki, kocaman bir zaman hırsızı olarak ömür hazinemi tüketmeye devam ediyordu. 
Derin derin iç geçirdim. Bu sorunların üstesinden gelmek için geç miydi? 
O anda daire kapısı açıldı. Elleri kolları sebze poşetleriyle dopdolu olan eşim, içeriye girdi. Keyifli görünüyordu. İşte şimdi yüzüme maske takmayıp da ne yapmalıydım? Biraz önce düşündüğüm yüksek duygularımı bir kenara bırakıp, sahte gülücüklerle de olsa onu karşılamam: 
“Aman maaşaallah! Aile reisimiz nasıl da evine erzak yüklü geliyormuş” diyerek gönlünü almam gerekmiyor muydu? 
Açıklama yapmakta da gecikmedi zaten:
“Bir arkadaşa rastladım. Bahçesinden pazara mal götürecekmiş. Tam da kamyonetini yüklediği ana denk geldi. Sağolsun her üründen bol bol hediye etti...”
“Allah kabul etsin. Dünyamız hala iyi insanlarla dolu...”diyerek yardımına koştum. Sonbaharın birbirinden taze ve yeşilin her tonuyla renklenmiş bu enfes nimetleri mutfak tezgahının üzerine dizdim. Hepsini tek tek koklayarak içime çektim. Başımı iki ellerimin arasına alarak derin derin düşüncelere daldım. Dünyanın yarısı açlıktan, diğer yarısı da tokluktan ölürken, ben ne yapmalıydım?

Tarih: 15 Kasım 2019 Cuma    Hit: 665




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol