18 Nisan 2019 Perşembe   

Mustafa HATİPLER / Yrd. Doçent / Öğretim Üyesi / Rumeli Mektupları

TÜRKİYE’NİN BEKA SORUNU

 

BAŞTA Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Cumhur İttifakı’nın büyük bir önemle üzerine durduğu bir konudur; “Beka Sorunu.”  Bu sorun, her ne kadar seçim üzeri ortaya konsa da aslında seçimle ilgisi olmayan bir meseledir. Böylesine önemli ve hassas bir konuyla ilgili olarak muhalefetin böyle bir sorun olmadığından bahisle ortaya koyduğu talihsiz açıklamalar var. Türkiye’nin beka sorunu var mı, yok mu? Türkiye’nin beka sorunu Suriye topraklarında konuşlanmış bir avuç PYD-YPG teröristinin ülkemize saldırıp saldır(a)maması şeklinde mi anlaşılmalı? Bu sorular böyle uzar gider. 
Gelin, meselenin aslını anlamak için yani Türkiye’nin beka sorunu olup olmadığını anlamak için, biraz eskiye, tarihin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkalım. 
Birinci durumdan başlayalım: Savaşın hemen öncesinde, Balkan Devletleri, Osmanlı karşı, kapsamlı bir savaş için kendi aralarında ittifak kurmaktadırlar. Bugün Suriye olanlara benzer bir durumdur bu. Ama Osmanlı, Savaşın öncesinde, 25 Haziran 1912 tarihinde, Rumeli’de konuşlanmış redif taburlarının terhisi emrini verir. 
İkinci durum daha vahimdir, bu durum, 29 Ağustos 1912 tarihinde de 1908 girişli nizamiye erlerinin izinli kaydıyla terhisi emri kararıdır. Dikkat buyurun bu iki kararın anlamı tam 120 tabur ve yaklaşık 75.000 askerin ordudan terhisi demektir. 
Üçüncü durum ilk ikiden de kötüdür. Şöyle ki: Osmanlıya karşı; 13 Mart 1912 tarihinde, Bulgaristan-Sırbistan arasında imzalanan ittifak antlaşması imzalanmıştır. 29 Mayıs 1912 tarihinde ise Bulgaristan-Yunanistan ittifak antlaşması imzalanmıştır. Nihayet Ağustos 1912 tarihinde de Karadağ-Bulgaristan sözlü ittifak antlaşması karar altına alınmıştır. Bu antlaşmalar dört Balkan devleti arasında birlik ve beraberliğin sağlanması demektir. Bu antlaşmaların hepsi gizli kalmamış ve duyulmuştur. 
Bundan daha büyük gaflet olur mu? Maalesef olur, olmuştur ki dördüncü durum tam olarak bu gafletin adıdır. Şöyle ki: Balkan ülkeleri arasında bu ittifaklar yapılırken Sırbistan Fransa'dan top vb ağır silah ve mühimmat satın almıştır. Avusturya, Sırbistan’ın bu silah ve mühimmatının kendi toprakları üzerinden taşınmasına izin vermez. Peki, bunun üzerine Sırbistan bu silah ve mühimmatını nerden taşır? Selanik üzerinden trenlerle Belgrad'a taşır. Acı olan, Balkan harbinde Osmanlı ordusunun mağlubiyetinde, etkili olan seri ateşli Fransız topları işte bu toplar olmasıdır. 
Beşinci durum daha da acıdır: Balkan Savaşı'nda Şark Ordusu kumandanlığına getirilen Abdullah Paşa ordunun savaşa hazır olmadığını ileri süren bir askerdir. Paşaya göre ordumuzun harp vasıtaları ve sıhhî levazımı eksiktir. Paşa’ya göre çıkacak savaşta Balkanlılar on–onbeş günde İstanbul'a kadar ilerleyebileceklerdir. Ordunun durumunu bilen Abdullah Paşa haklı olarak: “Muharebe açılırsa mağlubiyetimiz muhakkaktır" demektedir. Böyle olmasına rağmen dönemin Harbiye Nazırı Nazım Paşa: "Harp ilanından bir hafta geçmeden Osmanlı bayrağı Filibe ve Sofya'da görülecektir" diye zafer çığlıkları atmaktadır. Abdullah Paşa haklı çıkar ama faydası olmaz. 
Bu acı durumlardan daha bir düzine vardır ki yazılsa sayfalar almaz. Evet, Türkiye’nin beka sorunu vardır. Trump’ın net açıklamaları bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. 
Bu aziz millet, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile çıktığı bu yolculukta, Türkiye’de gözü olanların gözünü oyacaktır. Çünkü bu millet, daha birkaç yıl önce, 15 Temmuz'da, meydanlarda: “Abdülhamit'i yediniz, Menderes'i astınız, Özal'ı zehirlediniz, Erbakan Hoca'ya darbe yaptınız ama Recep Tayyip Erdoğan'a darbe yaptırmayacağız ve size yedirmeyeceğiz” diyerek and vermiştir. 

Tarih: 22 Mart 2019 Cuma    Hit: 1031




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol