09 Temmuz 2020 Perşembe   

Muhammed SANCAKTAR / Bosna Sancak Kültür ve Yrd. Derneği Bşk. / Bayrampaşa Rumeli Balkan Platformu Bşk. / Geniş Açı

TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR

 

KIYMETLİ dostlar; bugün sizleri eskilere, 100 yıl öncesine 1920’lere götürmek istiyorum. Egemen güçler ve emperyalistler açısından aslında değişen pek bir şeyin olmadığını göreceksiniz. Mazlumun yine mazlum, mağdurun yine mağdur, zalimin ise yine aynı zalim olduğu gerçeği hiç değişmemiş. 1920’de Türkiye işgal ve isyan günlerini yaşıyordu. 1918 yılının Kasım ayında düşman gemileri  gelip İstanbul Boğazı’na demir attı. İstanbul bizim olalı ilk defa işgalle tanışmış oldu. Topyekȗn büyük bir direniş başlatmak  için Mustafa Kemal ve arkadaşları Anadolu’ya geçerek hem dış hem de iç düşmanlarla savaşacak, haklarında ‘vatana ihanetten’ idam fermanı çıkarılacak ve bu ferman padişah tarafından onaylanacaktı. Bu savaş aynı zamanda, hiçbir dönem bitmeyecek olan boyun eğenlerle isyan edenlerin savaşı da olacaktı. İstanbul’da o zamanlar da yine bugün konuşulduğu gibi mülteciler konuşuluyordu. Kimdi bu mülteciler? Ağırlıklı olarak o dönem devrimden kaçan Ruslar olmak üzere başka başka milletlerden mülteciler doldurmuştu şehri. Rusya’dan gelen Ruslar ve Gürcüler, Ukraynalılar, Tatarlar, Kalmuklar ve hatta Polonyalı, Finlandiyalı, Letonyalı, Litvanyalı, İsveçli, Alman, İtalyan mülteciler de vardı  az sayıda da olsa İstanbul sokaklarında.
Ülkemizin doğusu, batısı, güneyi, kuzeyi hasılı dört bir yanı işgal altındaydı. Aktörler yine aynıydı büyük oranda.   Ruslar, İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlar ve diğerleri. Amerikalılar yoktu sadece o dönem. O zamanlar bugünkü  gücünde değildi henüz. Suriye o zaman henüz Suriye değildi. Bizim toprağımızdı ve Fransız işgali altındaydı. Haliyle ‘’Suriye’den bize ne, ne işimiz var İdlib’de?’’ sesleri de çıkmıyordu. Çünkü hepsi bizim vatanımızdı ve vatanın her karış toprağı kutsaldı. Uğrunda canlar vermeye değerdi.
Gerisini biliyorsunuz, tekrar  uzunca anlatmama gerek yok. Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki Büyük Türk Milleti düşmanla topyekün savaş başlattı ve aziz vatanımızı düşmanlardan temizleyerek Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştu. Düşmanları  kovduk kovmasına ama vatanımızın tamamını kurtaramadık ne yazık ki. Suriye, Kerkük, Musul ve daha birçok vatan toprağı elimizden çıkmıştı. Aradan yüzyıl, koskoca bir asır geçti ama emperyalistlerin çirkin emelleri hiçbir zaman bitmedi. Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının yüzüncü yılında aynı senaryo tekrar oynanıyor. Yanı başımızdaki Suriye’de başlatılan ve bir türlü bitmeyen iç savaş, Libya’daki iç savaş, Tunus, Yemen, Irak, Lübnan kısacası  eskiden Osmanlı toprağı olan tüm ülkelerde karışıklık, iş savaş ve çatışmalar bitmek bilmiyor. Yani yüzyıl önce olduğu gibi. Sultan II.Abdulhamid ‘’Tarih tekerrür etmiyor, hatalar tekerrür ediyor’’ diyor. Eğer geçmişten ders almazsak, tarihten ibret almazsak Allah muhafaza Anadolu topraklarının bile yüzyıl önceki duruma düşmesi kaçınılmaz olur. Allah’a şükür ki devletimiz ve Cumhurbaşkanımız bu konuda, yani beka konusunda oldukça duyarlı ve hassas davranmakta. Bu nedenle yönetim anlamında gözümüz arkada değil, fakat milletçe birlik ve beraberlik içinde olmamız şart. Allah ülkemize ve milletimize zeval vermesin ve ebediyen korusun. Bu vesileyle geçtiğimiz günlerde Suriye’de şehit olan kahraman Mehmetçiklerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar; yakınlarına, Türk Silahlı Kuvvetlerimize ve Milletimize baş sağlığı ve sabırlar diliyorum. Kalın sağlıcakla.

Tarih: 15 Mart 2020 Pazar    Hit: 5615




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol