08 Mart 2021 Pazartesi   

Abdullah YIKILMAZ / Ortadoğu Ulusal Güvenlik Stratejileri Uzmanı / Uzman Gözüyle /

SORUN GERÇEKTEN BOĞAZİÇİ Mİ?

 

SON günlerde Boğaziçi civarında yaşanan “öğrencisiz” öğrenci olayları kamuoyunun malumudur. Lakin meseleyi sadece bir rektör atamasının demoratik oluşu veya olmayışı üzerinden okumak yanıltıcı olacaktır. Bunun yerine daha gerçekçi bir tablo meseleyi 2 temel dinamik üzerinden değerlendirmek ile daha mümkündür.Bunlar sırasıyla olayın “iç siyaset” ve “dış siyaset” yansımalarıdır. Bunları ele almadan önce olayın kısa bir özetine gelin göz atalım.
Geçtiğimiz haftalarda Başkan Erdoğan Boğaziçi Üniversitesine kendiside daha önce yüksek lisans ve doktora düzeyinde eğitim yapmış ve üniversitenin kültürüne gayet aşina olan Prof. Dr. Melih Bulu’yu atadı. Sayın Başkan tarafından yapılan bu atama türünün tek öreneği olmamakla birlikte, Başkanlık makamına Anayasamız tarafından verilen ve gerekli görüldüğünde kullanılan bir tassaruf hakkıdır. Bunu yanısıra, bu atama Boğaziçi Üniversitesinin kapsayıcı ve belli bir grup imtiyazlı akademi kurulunun tekelini kırması hasebiyle devrim niteliğindedir. Bir başka deyişle, Türkiye Cumhuriyretinin seçilmiş hükümetlerinin kendisine bağlı olan müesseselerde karar alabilip uygulayabileceğinin ispatıdır.
Devletin bu hakkını savunması, akdeminin devlet erkine ve milli değerlerimize yapıcı bir üslup takınmaksızın meydan okunacak bir mecra olduğunu düşünen bir takım entelektüelimizi kaygılandırması sürpriz değildir elbette. Ancak, Boğaziçi gibi saygın kurumlarımızdan beklediğimiz “Açık Toplum Vakfı” ve Soros’un toplum mühendislerinin ilan ettiği doğal düzene aykırı “lgbt gibi” yeni normalleri taşeron sol örgütleri kullanarak halkın geneline dikta etmesi değil, devletimizin teklonojik, hukuki, ve enetelektüel zeminini uluslararası arenada dahada genişletmektir. Örneğin, bugün ülkemiz Ege ve Akdenizde hukuki anlamda haklı olmasına rağmen, bir anlatı problemi yaşamaktadır. Bir kaç tane saygın Paşamızının haricinde bu meseleyi ve Yunanistanın 12 adaları kapsayan gayrı hukuki askeri sevkiyatları anlatma gayretinde olan daha fazla aydınımıza ihtiyaç vardır. Hal böyle olunca, öğrencileri  devrim sloganları ile sokaklara çağırıp terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürmektense, öğrencileri vatanın menfatini gözetecek akademik çalışmalara sevk etmek insan gücümüzü en verimli kullanabilmemize olanak sağlar ve ayrıca kurumun itibarını uluslararası camiada arttırır.
Bunların ötesinde, Boğaziçi Üniversitesi, Kadıköy, İzmir ve Ankara’da tutuklanan şahısların bağlantılı olduğu örgütler, başörtüsünü kendine alet edinen konu mankenleri ve lgbt temasının gösterileri domine etmesi olayın statüsünü basit ve demokratik bir öğlenci protestosunun ötesine taşımaktadır. Feraset sahibi azizi milletimiz öncellikle tutuklu olan dhkp-c ve pkk uzantılı teröristlerin ne kadar demokrasi sevdalısı olduğunu sorgulayacağı kaçınılmazıdır. Bir ikincisi, mukkades kitabımızın Şuara suresinde yüce Rabbimizin livata ile igili hükmünü bizlere Hz. Lut’un kavminin akıbeti ile anlatmasına rağmen, başörtüsünü kullanarak İslam ve eşcinsellik kavramının uyumlu olduğunu savunanlar kendi inandıkları ile ne kadar uyum içinde olduğu hususudur. Kanaatimce, bu kavramın bir problem haline getirilmesi Türk siyasetine yeni bir dinamik ekleme çabasıdır ve milletin gündeminde öncelikli değildir. Zira, ne devletimizin ne de halkın genelinin şahısların cinsel hayatıyla veya cinsel yönelimleriyle uğraşacak hali yoktur. Olayın karıştığı nokta, birilerinin bizi milli ve dini değerlerimiz pahasına bu yeni normali kabul etmek zorunda bırakmasıdır! Ülkemiz halihazırda S-400 meselesi ve çözümlenmemiş Halk Bank davası gibi meselelerle ilgili Amerika ile daha fazla diyalog arayışındayken, şimdi birde homofobik-İslamcı-Otoriter gibi soyut silahlarla hedef alınmaktadır. Bu minvalde, Biden’ın “Muhalefeti Destekleyeceğiz” çıkışı şuan yaşadığımız problemlere ayna tutmaktadır. İçerde ki küreselci güruh ise devletimizin Libya-Irak-Suriye-Ege ve Akdenizde karşılaştığı askeri tehditleri hükümetin olayları  “güvenlikleşitme-securatization” güvenlik meselesi haline getirip bu vasıta ile yeniden iç siyasette güç devşirme arayışı olarak yorumlamarken, lgbt ve radikal solun devletin polis güçlerine ve dahi sivillere saldırıp yolları barikatlar ile kapatmalarına sessizdir.
Şimdi soralım, dolar 7.90’lardan 6’lara doğru seyrini sürdürüyorken, askeri ve teklonoji üretimimiz hiç olmadığı kadar millilik kazanmışken ve mevcut hükümetimizin “ileri üs” stratejisi ile gerek Türkiye düşmanı terör örgütleri gerek düşman olarak nitelendirilen devletleri caydırma yetisi elde etmişken, kapı içerden kilit tutar mı? Cevap okuyucunun takdirindedir...

Tarih: 12 Şubat 2021 Cuma    Hit: 3781




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol