14 Aralık 2019 Cumartesi   

Mustafa HATİPLER / Yrd. Doçent / Öğretim Üyesi / Rumeli Mektupları

KORKUMUZ YOK

 

BARIŞ Pınarı Harekatı bir kere daha Türkiye için bir turnosol kağıdı oldu. 
Dost, düşman bir kere daha ortaya çıktı. Devletler arasındaki ilişkilerde dostluğun olmadığı sadece ve sadece menfaatlerin olduğu gerçeğini elbette biliyoruz. Ancak burada ortaya çıkan tablo bunun çok ötesinde. Bu tabloyu doğru okumak  gerekiyor. Eğer  bu tablo doğru okunmazsa, Türkiye’nin nasıl bir mücadele içinde olduğu, sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın nasıl bir liderlikle bu zor yolları ve yokuşları aştığı kolay kolay anlaşılmaz. Uluslararası arenada verilen bu büyük mücadelenin aynı zamanda yerli gibi gözükmekle beraber ucu çok uluslu şirketlere dayanan merkezlerle birlikte başarısız kılınma gayretleri de ayrı bir garabettir. 
Gelin bu tabloyu 4 parçaya bölerek, birlikte ve doğru okumaya çalışalım:
Tablonun en başında, 1. kısmında ABD’nin, İŞİD’le mücadelesinde NATO müttefiki olan Türkiye yerine SDG (PYD/YPG/PKK)gibi bir terör örgütünü tercih etmiş olması yer alıyor. Bu tercih her ne kadar İŞİD’lilerin hapiste tutulması görevindeki başarılarından(!) kaynaklanıyormuş gibi sunulsa da, bunun gerçek sebebinin Suriye’de kurdurulacak bir suni devletçikle Suriye petrollerini kontrol etmek olduğu artık gizlen(e)miyor. Tablonun bu bölümünde Amerikanın yanında İsrail’de var.  Bir taraftan Golan tepelerini ele geçirmek için uğraşan diğer taraftan SDG’yi organize eden İsrail. 
Tablonun 2. kısmında zaman zaman birlikte hareket ediyor gibi gözükse de SDG’yi terörist ilan etmemiş hatta Moskova’da büro açmasına müsaade etmiş Rusya yer alıyor. Rusya bu bölümde yalnız değil; yanında, yarım asra yakın bir zamandır Suriye’yi azınlığın çoğunluğa tahakkümü olarak yöneten Esed de yer alıyor. 
Tablonun 3. kısmında, sürecin başından beri yanımızdaymış gibi duran İran var. İran hem bizimle işbirliği içinde hem de Ermenistan’la stratejik işbirliği anlaşması imzalıyor. Kısacası İran; “ne seninle ne sensiz” türküsünü çağırıyor. 
Tablonun 4. ve son kısmı biraz karışık. Bu bölümün üstünde AB ve Avrupa ülkeleri var altında ise Arap milliyetçiliğinden asla taviz vermeyen Arap ülkeleri var. Türkiye’ye karşı, emperyal olduklarından hiç şüphe olmayan Avrupa ülkeleriyle birlikte hareket ediyorlar. Hatta hedefleri de aynı; “Bölgede Osmanlı’nın yeniden ortaya çıkmasına müsaade etmemek.”  Onları geçmişte Osmanlı’nın sömürdüğüne dair büyük bir saplantıları var. Malum Avrupa ve Amerika onları sömürmüyor(!) sadece demokrasi getiriyor(!) ve yardım ediyor (!)
İşte böyle bir tablo var önümüzde. Buna rağmen, ABD ve Rusya ile Türkiye’nin en başından söylediği güvenli bölge konusunda bir başarı elde edilmişse -ki edilmiştir- bunun ne kadar önemli olduğu çok açıktır.  
Bu tablo Fuzuli’nin pek güzel söylediği: 
“Dost bî-pervâ felek bî-rahm ü devran bî-sükûn/
Derd çoh hem-derd yoh düşmen kavî lâli' zebûn”
(Dost ilgisiz, felek merhametsiz; dünya, durmaksızın dönüyor. Dert çok, dert ortağı yok; düşman kuvvetli tâli' ise zayıf ve yenilmiş) durumundan daha vahimdir. 
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, işte böyle vahim bir tablodan başarı çıkarmasını bilen büyük bir liderdir.  Barış Pınarı Harekatı (askeri ve diplomasi alanında) planlanan hedeflere doğru yürümektedir. Çünkü Nazım’ın “bir gemici türküsünü”  yüreğimize işlemişiz: «Korkumuz yok! 
İnmedi bir gün bile gözlerimize 
bir kış akşamı gibi karanlığı korkunun.» 

Tarih: 15 Kasım 2019 Cuma    Hit: 749




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol