22 Eylül 2020 Salı   

Mustafa SÖNMEZ / Araştırmacı / Yazar / İSAR

FRANSIZ KALMAMALI

 

2016 yılı haziran ayıydı Fransa’daydım. Ülkede yaşanan iç güvenlik sorunları ve hemcinsler arası evliliklerin normalleşmesi konularında günün Cumhurbaşkanı Holand için işler hiçte iyi gitmiyordu. Bütün bunları bana dile getiren ise yine bir Fransız vatandaşıydı. Kendisine Charlie Hebdo saldırısı ile ilgili görüşlerimi ve saldırganlara ulaşmak için güvenlik güçlerinin tavrının bizim güvenlik güçlerinin benzer olaylar karşısındaki tavrına benzemediğini söylediğimde ise bana “Fransız olmayan birine ne Fransa’nın sorunları ne de Holand hakkında çok daha ileri gitme şansı tanıyamayacağını” söyleyerek beni susmaya ve konuyu kapatmaya davet etti. Asla garipsemedim. Aksine saygı duydum. 
Bugün ise bu sıradan Fransızın gösterdiği hassasiyetin yanından yönünden geçmeyen bir tavırla Macron’un bizim adımıza hem de özellikle seçildiğini düşündüğüm “halklar” vurgusuyla bizim seçtiğimiz Cumhurbaşkanına, sözde şahsi kinini en yüksek perdeden dillendiren gevezeliklerine şahitlik ediyoruz. 
Konu elbette herkesin malumu ve önümüzdeki yüzyılın enerji kaynaklarından pay kapma mücadelesi. Son yıllarda sömürü gelirlerinin halkına alıştırdığı refahı getiremediği bilinen Fransa’nın tarihimizde son karşımıza çıkışı yanlış hatırlamıyorsam Hatay meselesindeydi. Şimdi ise Doğu Akdeniz meselesi. 1937’de Atatürk’ün hasta yatağından kalkıp büyük bir kararlılıkla yenilediği seçimlerden sonra kel başında şimşir tarağını unutarak bölgeden ayrılan Fransızları yine, yeni ve yeniden karşımıza getiren sadece kader ortakları Yunanistan’ın sorumsuz politikaları değil tabii ki. Amerikancı Almanya’nın bile konu hakkında kendisini daha uzlaşmacı bir pozisyonda tutmak istemesine rağmen Fransa’nın bizi Afrika’daki kolonilerine benzeten bu üstenci tavrını ve kafasını şaraba değilse de kolonyaya bağlamak pekte zor değil. Ama bir yolu da bunu Macron’un biraz da boş bir maşa olmasına bağlamak. Toptan kabül veya redçiliği asla onaylamayan biri olarak tüm bu olan biten karşısında gerek Cumhurbaşkanı ve gerekse “millet” olarak sergilenen kararlı tutumun 1937’deki ruhla sergilenmiş olması Macron dahil tüm sömürgecilerin pek beklediği bir durum değil gibi görünüyor. Evet. Savaşlar zalim savaşlar kahredici. Tüm diplomatik yöntemler kullanılarak hakkımız olanı almak elbette en büyük başarımız olur. Tüm bu olanları iç siyasetin malzemesi olarak sömürmeden mevcut yönetimi şartsız desteklemekte büyük çoğunluğun kararlılığını göstermesi ise daha umut verici. Askeri seçeneklerin stratejiden-taktiğe hazır olması da cabası. 
Savaş ortalaması 65 yıl olan bir millet olarak Irak’tan Libya’ya kadar açtığımız cephelerde yaşanan gerginlikler bir gün mutlaka inceldiği yerden koparacak sinirlerimizi. Ama özellikle Suriye’de yaptığı fahiş hatalara, Mısır konusundaki anlamsız politikalarına rağmen geçmişi bir kenara bırakarak, Macron’un sözde şahsi kinine muhatap olan Cumhurbaşkanımız etrafında toplanarak, kopan tellerimizin aklımızla bağlantıya halel getirmemesi için seferber olmak hepimizin yapacağı ilk iş olmalı. Zaman olan bitenlere Fransız kalmak için pek uygun zaman değil…

Tarih: 16 Eylül 2020 Çarşamba    Hit: 168




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol