22 Eylül 2020 Salı   

Mustafa HATİPLER / Doç. Dr. / Öğretim Üyesi / Rumeli Mektupları

BİLMEYEN NE BİLSİN BİZİ / BİLENLERE SELAM OLSUN...

 

UZUN bir aradan sonra yine sizlerle birlikte olmanın sevinciyle yazıldı bu satırlar. Böylesine anlamlı bir sevinci, son zamanlarda kendini bilmez bir müptezelin İmam-Hatip Liseleri (İHL) ile ilgili söylediği saçmalıklarla kirletmek istemezdik. Ancak gerçeğin ortaya çıkması ve İHL’lere yapılan bu ağır hakaretin cevapsız kalmaması için rahmetli Erdem Ağabey’den de istifade ederek yazmak istedik. Yazılanlar o müptezele cevaptan öte, Türkiye’de İHL gerçeği nedir? İHL’ler nasıl insanlardır? İHL’de eğitim nasıldır? Bir nebze de olsa bu bilinmesi içindir.
Şunun altına çizerek başlamak isterim; biz İHL’de sadece okul okumadık; yoksulluğumuzun, yoksunluğumuzun hain saldırılarına karşı dik durmayı da öğrendik. En acısı, toplum tarafından ötelenmişliğimizin, dışlanmışlığımızın bütün acımasızlığına rağmen, tıpkı kutlu Taif yolcusunun: “Öyleyse bunlara beddua et” dendiğinde söylediğini söyledik: “Bilmiyorlar, bilselerdi asla böyle şeyler yapmazlardı.” Ve Tıpkı O’nun çizdiği yol gibi: “Cümle âlem birdir bize” dedik…Bilim anlamında Türkiye çapında puanlara sahip arkadaşlarımıza ısrarla “ölü yıkayıcısı” aşağılanmasına aldırmadan bu ülke için, bu ülkenin güzel insanları için ne yapabileceğimizin derdi içinde olduk. Aynı dönemde diğer okullarda okuyan yaşıtlarımızdan hemen hemen iki kat daha fazla ders gördük. Daha fazla çalıştık. Bize İHL’lerde ne öğretildi bilir misiniz? Yaşadığı coğrafyanın dilini konuşan, yaşadığı coğrafyaya ve o coğrafyanın insanlarına yabancılaşmamış bir insan olmaktı bize verilen ilk öğütler. Bu yüzden hep; “gönlü, gök gibi, açık deniz gibi” olan, “göğsünde çiçek mayalayan” ve “makam-ı İbrahim'de rastlanan ayak izlerini arayan” olmak istedik.
Bazen;
“kasılmış çıplak bir kurşun gibi” bazen“gerilmiş bir an gibi'' bazen “içilmiş bir ant gibi” olduk. “gamdan dağlar kuran” olduk bazen de. Bize göre; “hayat yeşil, hareket kırmızı, sabır sarı ve iman beyaz”dı.
“Bir şimal rüzgarı değil bir şamil fırtınası, Tutsaklık haritası değil bir zafer coğrafyası” arzusuydu yüreğimizde yanan yangının alevlerinin taşıdığı. Bu yüzden; öğrendiğimiz her şeyin her kelimesini mişkât-ı nübüvvetten aldık. 
Bu yüzden;
“İsyanı Macarcasına, ezilmenin Çekoslavakcasına,
Yanmanın Polonyacasına direnmenin Vietnamcasına,
Gerilllanın Arapçasına” uzak kalamadık yaşadığımız zaman içinde. Bu yüzden:
“Gözleri kör olmuş kırlangıçlar gibi/şehirden” giden, “bir karanlık hayalin saçlarına ağdığı”nı söyleyen, “bir sam yüklü geceleri içinde atamayan” olduk…
İnatla;
“Uçsuz mağaraların yalnızlığını damıtan”
ve
“sürekli bir hüzün yağmurunda ıslanan” olduk…
Son sözü Yunus söylesin:
“Bilmeyen ne bilsin bizi/Bilenlere selam olsun…”

Tarih: 16 Eylül 2020 Çarşamba    Hit: 1313




Henüz yourm yapılmadı, ilk yorum yapan sen ol